jump over navigation bar
Embassy Seal
AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ(ANKARA TÜRKİYE)- Home flag graphic
Elçilik Haberleri
 
  Büyükelçi Özgeçmiş Konuşma Metinleri Büyükelçi’ye Sorun Baş Müsteşar Konsolosluklar Basın Ofisi Etkinlikler İnsan Kaynakları Bize Ulaşın Tatil Günleri

BÜYÜKELÇİ ROSS WILSON'IN KONUŞMA METİNLERİ

Büyükelçi Ross Wilson'ın ATC-AFOT/DEIK/TAIK Yıllık Konferansında Yaptığı Konuşma

Washington, DC, 27 Mart 2007

Teşekkür ederim. Büyükelçi Şensoy, seçkin konuklar. Burada olmaktan ve bu konferansa ikinci kez katılmaktan onur duyuyorum. Geçen yıl burada yaptığım konuşmada Türkiye ve ABD-Türkiye ilişkilerine dair Ankara’daki ilk birkaç ayıma dayanarak edindiğim ön izlenimlerimden bahsetmiştim.

Şimdi geride kalan son on iki aya baktığımda, stratejik ortaklar olarak önemli ilerlemeler kaydettiğimizi söylemekten sevinç duyuyorum. Orgeneral Scowcroft dünkü konuşmasında Dışişleri Bakanları Rice ve Gül tarafından açıklanan Ortak Vizyona değindi. Pek çok hususu içeren bir gündem çerçevesinde birlikte başarılı çalışmalar yürütüyoruz.

Bugünkü konuşmamda 2007 yılına ve geleceğe bakarken, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilere değinmek istiyorum. Amerikalı beysbol oyuncusu Yogi Berra’nın dediği gibi, “Tahmin yürütmek zordur, özellikle de gelecek hakkında olursa.”  Şurası kesin ki, hem ABD-Türkiye ilişkilerinin hem de Türkiye’nin önünde bazı kritik engeller bulunmaktadır. Her iki ülkenin de hedefi, birbirlerine destek veren ortaklar olarak hareket etmek ve bölgede istikrarı, refahı ve demokratik kuruluşları kuvvetlendirecek yöntemlerle önümüzdeki bu zorluklarla başa çıkmaktır.

ABD-Türkiye Ortaklığının Doğası

Ortaklığımızın doğası üzerinde durmak istiyorum:  Irak’tan, Orta Doğu ve Orta Asya’ya kadar bütün hususlarda karşılıklı avantaj sağlayabilmek için bu ortaklığı nasıl kullanabiliriz;  bu yıl Türkiye ve bölge için politik bir dönem olacak, bu süre zarfında karmaşık meseleleri birlikte nasıl ele alabiliriz gibi.  İzninizle geçmişe bir göz atarak başlamak istiyorum.

60 yıl önce, Başkan Harry Truman 12 Mart 1947 tarihinde Kongre’de hem II. Dünya Savaşı sonrası ABD politikasını, hem de Türkiye ile olan ilişkilerimizi değiştirecek olan tarihi bir konuşma yaptı. Konuşmanın içeriği, Türkiye’ye yönelik Sovyet tehditleri ve Yunanistan’da Komünistlerin yol açtığı huzursuzluklardı.  Truman Doktrini şöyle ifade eder:

“…silahlı azınlıklara ya da dış baskılara direnen özgür halkları desteklemek Amerika Birleşik Devletlerinin politikası olmalıdır.  … özgür halkların kendi kaderlerini kendi bildikleri şekilde belirlemelerine yardım etmeliyiz.”

Başkan Truman, Türkiye ile Yunanistan’a ve daha sonra Haziran 1947’de önerilen Marshall Planı ile tüm Avrupa’ya geniş çapta yardım sağlanması çağrısında bulundu. Bu çağrıyı takip eden 60 yıl süresinde ülkelerimiz antlaşma müttefikleri olmuştur. Kuvvetlenmekte olan bir Türkiye’yi desteklemek için 57 milyar dolar tutarında (2005 yılı dolar değeri üzerinden hesaplandığında) ekonomik ve güvenlik yardımı yaptık. Bölgede önemi giderek artan bir ortak olan Türkiye, aynı zamanda terörizmle yapılan mücadele, demokratik kalkınma ve bölge refahı gibi hususlarda bir siper haline gelmiştir.

Soğuk Savaşın başlangıcında Türkiye’nin ABD için önemi coğrafi konumu ile tanımlanıyordu. Altmış yıl sonra, Sovyetler Birliği artık yok, ama Türkiye’nin coğrafi konumu belki de eskiden olduğundan daha da önemli bir durumda. Komşularını ele alın. Ancak Türkiye’nin önemi kısmen coğrafi konumundan kaynaklanıyor olsa bile, aynı zamanda nasıl bir ülke olduğu ve nitelikleri sebebiyle de bugün bizim için önem taşımaktadır: yani, istikrarlı, barışçıl, refah, dost ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu demokratik bir ülke.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl dünyasında, menfaatlerimiz ve değerlerimize yönelik ittifakımız değişmekte ve modernleşmektedir. Birbirimizden istediğimiz her şeyi belki de elde edemeyeceğimizi karşılıklı olarak anlamaya başlasak bile, görüştüğüm siyasi liderler, devlet yetkilileri, askeri liderlerimiz ve her iki toplumun diğer kesimleri şunu fark etmektedir ki, menfaatlerimizi karşılıklı olarak geliştirmek ve bölgede ve dünyada özgürlüğü, refahı, istikrarı ve barışı desteklemek için birbirimize ihtiyacımız vardır.

Önemli Bölgesel Zorluklar  

Bugün Irak, İran, Orta Doğu, Kafkaslar, Orta Asya, Kıbrıs, Türkiye’nin AB’ye girme süreci, enerji, uluslararası terörizmle mücadele ve diğer pek çok konuda ortağız.

Hiçbir problem, ülkem için, Türkiye için, ABD-Türkiye ilişkileri açısından ve aslında tüm dünya için Irak kadar önemli gözükmemektedir. Günümüzde Irak, karmaşık, çatışmalarla dolu, teröristler tarafından zayıf düşürülmüş ve geleceği belirsiz bir ülkedir. Irak meselesi, ABD-Türkiye ilişkileri açısından en karmaşık problem olmuştur ve pek çok açıdan da olmaya devam etmektedir. PKK’yı bir düşünün, Kerkük’ü bir düşünün, Irak birliğinin parçalanmasının bizim ve Irak halkının yanı sıra NATO müttefiğimiz Türkiye için yaratacağı sonuçları bir düşünün.

Tüm buna rağmen, Irak konusunda birlikte etkin bir biçimde çalışıyoruz. Aynı amaçları paylaşıyoruz: Irak’ın birliği, toprak bütünlüğü, ülkede güvenlik, demokrasi ve refahın temin edilmesi. Türkiye’ye karşı terörist saldırılar düzenlemek için PKK’nın Kuzey Irak’ı bir üs olarak kullanmasına son vermek amacıyla ülkelerimiz birlikte çalışmaktadır; ayrıca PKK sorununa yönelik uygulanabilecek olası girişimlere dair bu ayın başlarında Iraklı yetkililer ile görüşmelerimiz oldu. Türkiye reddiyeci grupların, özellikle Sunnilerin Irak siyasi sistemi içine alınmasına yardımcı oldu. Türkiye, Irak halkının ihtiyaçlarının karşılandığı bir can damarı olmaya devam etmektedir. Türkiye, Iraklıları eğitmiş, önemli miktarda doğrudan yardım sağlamış ve ülkedeki en büyük yabancı işgücü varlığını oluşturmuştur. Bölgesel oyuncularla daha etkili biçimde ilişki kurmamıza yardımcı olan Türkiye, ayrıca Bağdat’ta 10 Mart tarihinde Irak’a Komşu Ülkeler toplantısının düzenlenmesinde de önemli bir rol üstlenmiştir. Bu toplantıyı takiben, bakan düzeyinde de bir toplantı yapılması gerekmektedir, en kısa sürede bu toplantı hususunda da bir karara varılacağını umuyorum.

Yogi Berra’nın gelecekle ilgili tahmin yürütmemesi gibi, ben de Irak’ın geleceğini hakkında tahminde bulunamam. Ancak şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki, Türkiye ile ortaklığımız ve işbirliğimiz Irak politikamızın zaruri bir unsuru olmalıdır ve olacaktır.  Ankara’da, Irak ve bölgenin geleceği için bizimle ortak amaç ve isteklere sahip destekleyici bir ortağımız bulunmaktadır.

Türkiye’nin katkısının bizim için büyük önem taşıdığı bir diğer zorlu mesele de İran’dır. Tahran’ın nükleer silah edinmesinin tehlikeli ve istikrarı bozacak nitelikte olduğu hususunda ülkelerimiz hemfikirdir. Türkiye ABD, AB ve Güvenlik Konseyinin bu yöndeki çabalarını kuvvetle desteklemektedir. Nükleer silah ve füze teçhizatına sahip bir İran’ın yol açabileceği sonuçlar hiç şüphe yok ki en az bizim ya da diğer herhangi bir ülke kadar Türkiye için de mühimdir.

Ne var ki çoğu Türk, ülkelerine pahalıya mal olabilecek yaptırımlar ya da başka adımlar hususunda endişelerini dile getirmektedir. Türkiye’nin doğal gazının % 16’sını tedarik eden İran’dan yılda bir milyon turist gelmektedir (hiç şüphesiz bu sayede İran halkı, özgürlük ve refah hakkında bir deneyim edinmektedir ki bu da bizim yararımızadır). İran ayrıca, her yıl Orta Asya’ya giden on binlerce Türk kamyonuna geçiş sağlamaktadır - bu da Türkiye için temel bir ihracat pazarıdır ve izole edilmiş ülkeler için bir can damarı niteliğindedir.

Geçen yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri bundan sonra izlenecek yöntemlere ilişkin Türkiye ile yoğun görüşmeler yaptı ve önümüzdeki aylarda da bu görüşmeler sürecek. İran’ın ikna etmek için acilen diplomatik bir yaklaşımda bulunulması gerektiği hususunda fikir birliği içindeyiz. Türkiye, İran’a uranyum dönüştürme işlemlerini askıya alması, müzakere önerilerini kabul etmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile tam ve şeffaf bir işbirliği yapma çağrısında bulundu. İran’ın nükleer silahlanma meselesinin tam olarak ne kadar süreceğini kimse tahmin edemez. Türkiye’nin bu konuda yanımızda olması zaruridir.

Türkiye’nin içinde yer aldığı sorunlu coğrafyanın bir diğer unsuru da Orta Doğu’dur. İsrail ve Filistin’in iki demokratik ülke olarak barış ve güven içinde yanyana yaşaması yönündeki ortak hedefimiz doğrultusunda, aramızda bazı taktik farklılıklarına rağmen birbirimizi tamamlayıcı bir şekilde çalıştığımızı söyleyebilirim. Başbakan Olmert’in geçen ay Türkiye’ye yaptığı ziyaret ve daha önce Başkan Abbas ile yapılan görüşmelerde de bu tutumun tekrar teyit edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bu tutum Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun dün değindiği Ankara Forumu iş girişimine de yansımıştır. Ankara Forumu gibi Erez Sanayi Bölgesinde de çalışmaların devamını sağlamak için uğraşmamız gerekir. Lübnan’a destek vermek konusunda da birbirimizi tamamlayıcı şekilde hareket ediyoruz. Başbakan Erdoğan’ın bu yıl Beyrut’a yaptığı ziyaret ve güney Lübnan’daki BM barış gücü harekâtına yedek Türk askeri birliklerini gönderme hususunda muhalefete rağmen gösterdiği ısrarlı tutum da bunun göstergesidir– kaldı ki bu askeri takviye geçen yaz yaşanan savaşı sona erdirmek açısından çok önemli bir rol oynamıştır.  Ayrıca, Türkiye’nin Lübnan savaşı sırasında yaklaşık 2000 Amerikalı ve 15000 diğer yabancı uyruklu kişinin tahliye edilmesinde gösterdiği işbirliği ve yardımı da vurgulamak isterim. Bunun için çok müteşekkiriz.

Kafkasya ve Orta Asya’da ülkelerimiz aynı şeyi istemektedir: İstikrar, demokratik gelişim ve ekonomik kalkınma.  Bu ülkeler 1990’lı yıllarda bağımsızlıklarını elde ettikçe, biz birlikte bir fark yaratmış olduk; Stratejik Vizyon anlaşmamızın bir unsuru da önümüzdeki yıllarda işbirliğini canlandırmak ve kuvvetlendirmektir. Dün ABD Ticaret Odası temsilcileri ile biraraya gelerek, Amerikan, Türk, Orta Asya ve Kafkasya iş çevreleri arasında ortaklık kurmayı amaçlayan, heyecan verici bir girişim olan Avrasya İş Platformu hakkında görüştüm. Burada bulunan çoğu kişi için bu girişimin çeşitli fırsatlar sunacağını düşünüyorum.

Hazar bölgesindeki işbirliğimizin temel unsurlarından biri de enerji olmuştur. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını uzak bir hayal olmaktan çıkarıp bir gerçeğe dönüştürmedeki rolünden ötürü ülkemle gurur duyuyorum. BTC boru hattı, Hazar petrolünü uluslararası pazarlara ulaştırmada güvenli bir yol teşkil etmektedir. Şimdi de Güney Kafkasya Gaz Boru Hattı koridoru oluşturarak, bu gazı Türkiye’den Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa’ya ulaştırmak için Ankara’daki liderler ile birlikte çalışıyoruz. Trans-Hazar boru hattının ilave edilmesi ve Irak gazının Türkiye üzerinden ihracının geliştirilmesi, Türkiye’nin ve Avrupa’nın enerji kaynaklarının daha da çeşitlendirilmesine yardımcı olacaktır. Bir sonraki önemli adım da cazip bir ticari çerçeve geliştirmektir.

Bir diğer adım da BTC boru hattı ile taşınmayan Orta Asya petrolü için alternatif bir ya da birden fazla güzergâh geliştirilmesidir. Üzerinde durulan seçeneklerden biri Samsun-Ceyhan hattıdır; potansiyel yatırımcılar ve nakliyatçılar için önemli avantajlar sunan ve trafiğin yoğun olduğu Boğaziçi geçidine alternatif olarak Türkiye’nin bu hattı önermesini memnuniyetle karşılıyoruz. Bir sonraki aşama da bölgesel işbirliğinin desteklenmesidir. Kafkasya’daki çatışmaları çözümlemek, Ermenistan ve Türkiye arasında ve bölge genelinde uzlaşmayı desteklemek için çaba sarf ettik. Daha fazla sonucun elde edilememiş olması üzücüdür. Bölgenin önemli bir lideri ve gücü olarak Türkiye’nin yolu göstermesi gerekecektir. Önümüzdeki yıl bu meselelerde daha etkin çalışabileceğimizi umuyorum.

Uluslararası terörizme karşı verilen mücadelede Türkiye zaruri bir ortak olmayı sürdürmektedir. PKK, El-Kaide ve Türkiye’yi hedef alan ya da başka ülkelerde şiddet uygulamak amacıyla Türkiye’yi bir araç olarak kullanmaya çalışan diğer tüm gruplara karşı verilen mücadelede yakın işbirliğimiz devam etmektedir. Türkiye, Afganistan’ın başarısı için verdiği taahhütleri geçen yıl artırmıştır. Afganistan’daki varlığını artıran Türkiye halen Kabil çevresindeki ISAF Merkez Bölgesinin komutanlığını yürütmektedir ve geçen Kasım ayında Vardak’ta bir İl İmar Ekibi kurmuştur. Afgan askeri gücüne destek vermek, okulları yeniden inşa etmek ve uyuşturucu ile mücadele ekiplerini eğitmek amacıyla Türkiye, 100 milyon dolar tutarında yardımda bulunmaktadır. Türkiye’nin bu çabaları bölgede bir fark yaratmaktadır.

Diğer pek çok konuda birbirimizi destekliyoruz ve aynı olmasa da birbirini tamamlayıcı bir şekilde çalışıyoruz: örneğin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği, Kıbrıs meselesi, Karadeniz’in güvenliği ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği forumu, kuş gribi, uyuşturucu trafiği ve insan kaçakçılığı gibi bölgesel sorunların ele alınması ve NATO ile diğer çok uluslu forumlar gibi.

Ekonomi ve Ticaret

Ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler konusu, dün ve bugün yapılan ek toplantılarda benim burada yapabileceğimden çok daha etkin biçimde ele alınmakla birlikte, bir kaç şey söylemek istiyorum. Son üç yılın ilk Ekonomik Ortaklık Komisyonu toplantısına Şubat ayında ev sahipliği yapmak bizi mutlu etti. Bu görüşmelere Ekonomik, Enerji ve İş İlişkilerinden sorumlu Müsteşar Yardımcısı Dan Sullivan ile Müsteşar Ertuğrul Apakan başkanlık etmiştir. Ülkelerimiz arasında ticaret ve yatırımların artmasını kolaylaştıracak adımlara yönelik bir eylem planının hükümetlerimiz arasında yakın tarihte nihai hale getirilmesi beklenmektedir.

Ekonomik Ortaklık Komisyonu’nun odaklandığı alanlardan biri de bilim ve teknoloji idi. Bu alanlardaki ikili çalışmalarımızı hızlandırmak için, kısa sürede yeni ve daha sağlam bir Bilim ve Teknoloji anlaşmasına varmayı umut ediyoruz. Türkiye’deki Amerikan İş Forumu, TÜSİAD ile diğer örgüt ve şirketlerle birlikte Haziran ayında İstanbul’da yeni iş fikirleriyle ilgili bir çalıştaya evsahipliği yapacağız. Amacımız, eğitim, üniversite-özel sektör arasında kuvvetlendirilen bağlar, daha iyi düzenleyici politikalar vs. sayesinde Türkiye’nin yenilikler, risk alımı ve girişimcilik hususlarında nasıl gelişme elde edebileceğini incelemektir.

İleriye Bakarken Düşünceler

Çoğu konuşmacı Temsilciler Meclisi ve Senato’nun gündeminde olan Ermeni yasa tasarısına değindi, ben de bu konuda birkaç şey söylemek istiyorum.

Söylenecek en önemli şey şudur ki, bu konuda Başkan tarafından belirlenen Amerika Birleşik Devletleri politikası değişmemiştir. Kendinden önce gelen diğer başkanlar gibi Başkan Bush da, Birinci Dünya Savaşı sırasında meydana gelen tüm o korkunç şeyler arasında, pek çok sayıda Ermeni’nin sürgüne zorlanması ve ölmesini, 20. yüzyılın büyük trajedilerinden biri olarak tanımlamıştır. Bu trajedi üzerinden siyasi sonuçlar çıkarılmaya yönelik girişimlere karşıyız. Ermeni asıllı Türk yazar merhum Hrant Dink, “Türk-Ermeni ilişkilerini 1915 metre derinliğindeki kuyudan çıkarmak gerek” diye yazmıştı. Dink, Türkiye ile Ermenistan’ın geçmişe ait travmalardan uzaklaşması ve diyalog ve serbest tartışma aracılığıyla uzlaşma yolu araması gerektiğine inanıyordu. Bir Türk ve Ermeni dostu olarak, bu inancı paylaşıyorum. Her iki ulusu, kısıtlamanın olmadığı, serbest bir diyalog ve tartışma ortamında geçmiş ile uzlaşmaya çağırıyoruz; Ermeni ve Türk hükümetlerini uzlaşmaya ve ilişkilerini normalleştirilmeye çağırıyoruz.

Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri için önemli olmaya ve güçlü, laik ve refah bir demokrasi olarak ilerlemeye devam edecektir. Jeffrey Imelt gibi ben de geleceğe güvenle bakıyorum. Teşekkür ederim.

Başa dön ^

Sayfa Araçları:

Printer_icon.gif Yazıcıya Gönder



 

    Bu site Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Site dışına verilen bağlantıları ve bunların gizlilik haklarını kapsamaz.
    Bağlantı verilen diğer Internet sitelerinde belirtilen görüşlerin onaylandığı veya kabul edildiği şekilde yorumlanmamalıdır.


AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ