jump over navigation bar
Embassy Seal
AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ(ANKARA TÜRKİYE)- Home flag graphic
Elçilik Haberleri
 
  Büyükelçi Özgeçmiş Konuşma Metinleri Büyükelçi’ye Sorun Konsolosluklar Basın Ofisi Etkinlikler İnsan Kaynakları Bize Ulaşın Tatil Günleri

BÜYÜKELÇİ ROSS WILSON

Konuşma Metinleri

Büyükelçi Ross Wilson ın Türk-Amerikan İşadamları Derneği ile Öğle Yemeğinde Yaptığı Konuşma

4 Nisan 2006, İstanbul
 
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Sizinle birlikte olmaktan çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Bu öğle yemeğine katılmanız beni şereflendiriyor. Özellikle İstanbul’da olmaktan ve bugün burada sizlerle birlikte olmaktan kıvanç duyuyorum çünkü bu toplantının, ABD Senatosu tarafından bu görev için konfirme olduğumdan bu yana geçirdiğim en yorucu 10 günlük sürecin son etkinliği olacağını sanıyorum.
 
Dokuz veya on gün önce ABD’ye gitmek üzere Ankara’dan ayrıldım. Aslında ATC toplantısına katılmak için İstanbul’dan ayrılıp ABD’ye gittim.  Bundan önce Senato Silahlı Kuvvetler Heyet Başkanı John Warner’ın getirdiği büyük kongre delegasyonu ile Ankara’da dopdolu bir kaç gün geçirdik.  Türkiye’nin Afganistan ile Irak’ta barış ve istikrarı destekleyen ve refah düzeyini yükselten önemli çalışmalarına büyük ölçüde dikkat çekmek, hem Türkiye hem de bizim için son derece yararlı bir fırsat olmuştur.  Senatör Warner’ın önderliğindeki delegasyonun başlıca amacı; ABD’nin bölgedeki hükümetlere ve halklara sağlamaya çalıştığı bu ülkelerde olup bitenleri incelemek, yani ABD’nin bölgedeki hükümetlere ve halklara yapabileceği ve yapması gerektiği yardımları belirlemek ve Afganistan ve Irak’ın komşu ülkelerden aldığı yardımları görmektir.  Türkiye’nin her iki ülke için çok ama çok iyi şeyler yapmaktadır ve Senatör Warner Türkiye’nin yapmakta olduğu işler için ABD’nin ne kadar müteşekkir olduğunu belirtmiş ve özellikle ABD Kongresi’nin takdirini iletmiştir.
 
Aynı günün ilerleyen saatlerinde yani geçtiğimiz Perşembe günü ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace Türk Silahlı Kuvvetler yetkilileri, Başbakan Erdoğan ve başka kişilerle de önemli ve faydalı görüşmeler yapmak üzere Türkiye’ye geldi.  Cuma günü öğleden sonra İstanbul’a geçtik. Dün ve bugünün aksine şehrin en kötü günlerinden biriydi.  Hava korkunçtu.  Çok eğlenceli olacağını düşündüğüm, şehrin üzerinde helikopter turu fırsatından da yararlanamadık. Askeri yetkililer trafik sorununu halletmişlerdi fakat bardaktan boşanırcasına yağmur yağdığı için Orgeneral Pace görmesi gereken bazı yerleri göremedi.
 
Geçtiğimiz hafta başında Adnan Nas, burada bulunanlar ve başkalarıyla birlikte Amerikan Türk Konseyi toplantılarına katılma zevkini yaşadım.  Özel bir deneyim olduğu kanaatindeydim ama aralarında Adnan Nas’ın da bulunduğu grupla konuşunca bunun özel olmadığını keşfettim.  Böyle bir konferansta insanlar bir araya getirilirler fakat işlerinin çoğu, ya konferans salonunun dışında ya da konferansın düzenlediği yerden çok uzakta, Washington'da yapılan toplantılarda gerçekleştirilir. Dolayısıyla ATK’ye katılmam; art arda kahvaltılar, öğle yemekleri ve akşam yemeklerinde hoş geldiniz konuşmaları yapmaktan ibaretti.   Hükümet, ordu ve iş çevrelerinden gelen önemli şahıslarla görüşme fırsatım oldu.  Ancak yaklaşık beş kilo aldığımı düşünüyorum.
Bana kalırsa ATK toplantılarının başlıca faydası şu: iş dünyasından, devlet çevrelerinden ve diğer kesimlerden önde gelen kişilerin görüş ve izlenimlerini paylaşmak ve karşı karşıya kaldığımız meselelerde birbirimize danışmak üzere aynı kentte toplanmak için platform oluşturur ve aynı zamanda bunun için bir bahanedir.  Hepinizin bildiği sağlık nedenlerinden dolayı Dışişleri Bakanı Sayın Gül’ün seyahat engeli nedeniyle biraz hayal kırıklığına uğradık, sanırım Türk hükümeti de buna üzüldü. Buna rağmen gerçekleştirdiğimiz ATK toplantısının beklentilerimizi büyük ölçüde karşıladığını düşünüyorum.  Yine de katıldığım bazı faydalı toplantılar olmuştur.  Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakan Sayın Tüzmen ABD ile Türkiye’nin birlikte yapabileceği işler ve DTÖ hakkında kanımca çok verimli görüşmeler yapmak üzere Ticaret Temsilcimiz Portman ile görüşmüştür.  Hem ABD hem de tüm dünya için hayati önem taşıdığını düşündüğümüz Doha Raund’unu gerçekleştirmek, tarım ve diğer alanlarda ürün ve hizmet konusunda başarılı bir sonuç almak için birlikte çalışabileceğimiz yöntemler konuşuldu.  Her iki tarafın kaygı duyduğu ve Türkiye’nin de kaygı duyduğu birçok konular hakkında, örneğin her iki tarafın önemsediğini bildiğiniz pirinç meselesi, DTÖ görüşmelerinde ele alınan tekstil ticaretiyle ilgili kaygılar ve burada faaliyet gösteren bazı şirketlerin ilgilendiğini bildiğim fikri mülkiyet hakları dahil olmak üzere hala devam eden çeşitli ikili konular hakkında görüştüler.
  
Sayın Tüzmen, Ticaret Müsteşar Yardımcısı Bay Sampson ile görüşmüştür.  Onunla ilk kez tanıştım.  Sayın Tüzmen’e bu bölgeye gelmeyi çok istediğini ifade etti ve umarım bu gerçekleşir.  Bunun iyi olduğunu düşünüyorum.  Ülkelerimiz arasında yapılan üst düzey dialoglar her zaman iyidir.   Buraya gelebilirse ziyaretini, Türk ekonomiside ve ABD-Türk ticaretinde gerçekleştirilen doğru atılımlara dikkat çekmek üzere değerlendirmek istiyorum.
 
Şimdi katıldığım ATK toplantılarında yapılan görüşmelere geçeyim.  Türkiye’nin ekonomik büyümede son dört sene içinde kaydettiği ilerlemenin çok takdir edildiğini düşünüyorum.  Ben buna özellikle değindim ve başka konuklar da bundan bahsetti.  Daha önemlisi Amerikan şirketlerin kendi ürünlerini buraya ihraç etmek, bu ülkede yatırım yapmak ve üçüncü ülke pazarlarında Türk firmalarıyla ortaklıklar oluşturmak için bu fırsatlara odaklanmak gerekmektedir.
 
Bu son nokta benim özellikle değindiğim bir konuydu ve konuştuğum bazı işadamları bana “Neden bahsediyorsunuz?” diye sordular.  Ben de Irak'ta yaptığımız işbirliğine, Irak’ta ve Ortadoğu’nun başka yerlerinde ABD-Türk ticari işbirliğine dikkat çektim.  Üzerinde çalışmak istediğim bazı fırsatlar olduğunu düşünüyorum.  Türk-Amerikan İşadamları Derneğinden, Amerikan Türk İş Forumu’ndan ve diğer gruplardan bazı arkadaşlarımızın buna benzer şeyler gerçekleştirmemize yardımcı olacağını umuyorum.
 
Cuma günü ilginç bir deneyimim oldu.  Türk-Yunan-ABD ticari işbirliğine odaklanmak için TAİK, Yunan Ticaret Odası ve Columbia Üniversitesi İşletme Fakültesi Mezunları Derneği tarafından New York’ta düzenlenen ticaret toplantısına katıldım.  Buna değinmemin nedeni bu gruba yapacağım konuşmayı hazırlarken Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaret ile Türk-Yunan yatırım düzeyleri hakkında biraz bilgi istemiş olmam.  Türkiye ile Yunanistan arasındaki ikili ticaretin 10 sene içinde 200 küsür milyon dolardan yaklaşık 2 milyar dolara kadar arttığını keşfettiğimde çok sevindim.  Bu iyi hem de çok iyi bir gelişme.  Sınırlı bir başlangıçtan yapılan bir büyüme.  İki milyar çok büyük bir rakam olmasa da her iki ülkede bulunan şirketler için kesinlikle önemli bir başarıdır.  Yine de en dikkat çekici olgular yatırım düzeyleriyle ilgiliydi.  ABD’li işadamları ticaret ile ihracatın yatırımı takip ettiğini ve birlikte yürütüldüğünü bilirler.  Bana verilen rakamlar da 260 Yunan şirketinin Türkiye’ye yaklaşık 165 milyon dolar değerinde yatırım yaptığı şeklindeydi.   Çok büyük değil ama önemsenmeyecek düzeyde de değil.  Türklerin Yunanistan’a yaptığı yatırımı yansıtan rakamlar ise – sanırım bu rakamlar TOBB’den gelmişti – 10 Türk firmasının Yunanistan’a 450.000 dolarlık yatırım yaptığını göstermektedir.  15 ila 20 sene boyunca kendi emeklilik fonlarına para yatıran ABD hükümetinde görevli orta düzey bürokratlar emeklilik için bu kadar para biriktirmiş olur.  Yani çok cüzi bir rakam.  Sanırım orada bulunan herkes bu rakamlar ve bariz iş fırsatları üzerinde düşünüp bu konferansı daha sıkı bağlar ve ilişkiler geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirmiştir. İşadamları için kesişim noktası olan New York da buna dahildir.  Amerikan büyükelçisi olarak dün Citibank’ın Finansbank ile ortaklık kurma teklifinin reddedildiği haberini alınca üzüldüm. Bu kötü değildir. Aslında Türkiye’nin ilerlemesi ve Türk-Yunan ilişkilerinin ilerlemesi konusunda güçlü bir beyandır ve National Bank of Greece’in bu coğrafyada gelişen ticari ilişkilerin yarattığı fırsatlar bakımından Türk ekonomisinde önemli bir rol oynaması güçlü bir göstergedir.
 
ABD’deyken konuşulanın büyük bir kısmı – bununla bitiriyorum – ABD-Türk ilişkilerinin ne durumda olduğu ile ilgiliydi.  Gerçekte ne oluyor?  Kaydettiğimiz bazı ilerlemeler konusunda Büyükelçi Şensoy ile görüştük.  Ülkemizin siyasi liderleri arasında yeterince diyaloğun olmadığı birkaç senelik boşluktan sonra sağlam ikili diyalog tekrar sağlandı.  Ve çok üst düzey kişiler geldiğinde kendiliğinden ortaya çıkan genel görüşmelerin yanı sıra Aralık ayında FBI direktörü ve CIA direktörü'nün emniyet, terörle mücadele ve nükleer silahların çoğalmasını engellemek için işbirliği konularında gerçekleştirdikleri görüşmeler veya Elçi Portman'ın çok spesifik ve esas konularda Kürşad Tüzmen ile yaptığı görüşmelere benzer oldukça spesifik ve somut görüşmeler yapıldı. Bu ülkede bulunma ayrıcalığına sahip olduğum dört ay içinde başka askeri yetkililerin – hem ABD askeri yetkilileri hem de Türk askeri yetkililerinin – yaptığı görüşmeler de vardı. Sanırım (ilişkilerimizi) önemli ölçüde iyileştirdik.  İletişim kanallarımız geçmişe oranla daha açıktır.  Ancak yine de ciddi anlamda geliştirme modundayız.  Yapılacak çok iş var.  Önem taşıyan konularda birlikte hareket etme anlayışını geliştirmekteyiz.  Ancak Washington’da bulunanların bildiği gibi ABD’de halen güçlü bir belirsizlik var.  Dinamik bir dünyada yaşadığımız ve ABD’nin yaptığı birçok iş kamuoyumuzda polemik yarattığı için burada çalışan bizler ABD ve niyetlerimiz hakkında belirsizliklerin muhtemelen var olduğunun farkındayız.
 
Buradaki görevimin ilk kısmını, yani herkesle tanışma ve kartvizit toplama kısmını – ki etkileyici bir kolleksiyonum var artık – büyük ölçüde tamamladığım için mutluyum. İsimler ve yüzler öğrendim, etkinliklere katıldım.  Geçen ay ABFT ile yemek toplantısındayken, İstanbul’da 13 milyon insanla tanışmış gibi hissettiğimi ve bütün bu isimleri ve yüzleri unutmamanın beni epey zorladığını söyledim.  Hala zorlanıyorum ve muhtemelen her zaman böyle olacak.  Sadede geleyim, bunları geçtiğimizi ve başlangıç olan ilişki kurma sürecini geride bıraktığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla ülkelerimizin karşı karşıya kaldığı gerek Irak veya Türkiye'nin ulusal konuları gerekse ülkelerimizi ilgilendiren daha uzak meselelere odaklanabiliriz.  Veya yapılacak çok şeyin olduğu iş sektörüyle ilgili konulara yönelmeliyiz, ülkemizin ticari ilişkileri ve buradaki iş ortamını geliştirmek ve bu ülkeye daha çok Amerikan yatırımcı çekmek gibi.  Amerikan şirketlerinin artmakta olan Türk refah düzeyinin sunduğu fırsatları kaçırmalarını istemiyorum.  Bunlardan yararlanıp katkıda bulunmalarını istiyorum.  Ayrıca ABD’de daha çok Türk yatırımı görmek istiyorum.  Bunlar karşılıklı olmalıdır. İhracatlar yatırımları takip eder ve Türk firmaları ülkemize çekmek için yapabileceğimiz işlerin de faydalı olacağını düşünüyorum.
 
Bunlar benim genel gözlemlerimdir.  Birazdan sorularınızı memnuniyetle cevaplayacağım. Tekrar söylemek istiyorum. Burada olmaktan çok memnunum.  Oldukça yoğun bir on günün ardından çok yorgun düştüm, umarım anlayış gösterirsiniz.  TAİD, iş dünyasıyla olan ilişkimizin önemli bir parçası, önemli bir grup ve dolayısıyla bu tüm Türkiye için geçerlidir.  Hepinize çok teşekkür ediyorum.

 

SORU: Sayın büyükelçi, ben Halim Neyzi. Yaklaşık bir ay önce Adana ve Gaziantep’i ziyaret ettiniz. Birçok kişiyle temaslarda bulundunuz ve eminim Financial Times Adana’yı yatırım yapılabilecek en iyi yer olarak yazdı. Bölgeyle ilgili izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?  Teşekkür ederim.
 
BÜYÜKELÇİ WILSON:  Türkiye ziyaretimde Ankara ve İstanbul’dan da önce ilk gittiğim yerler Gaziantep ve Adana idi. Ülkenin diğer bölgeleriyle ilgili yoğun bir seyahat programı yapmadan önce kışın sona ermesini bekledim. Özellikle güneydoğu’da ve özellikle Gaziantep’te gördüğüm dinamizmden çok etkilendim. Çok sayıda girişim faaliyeti ve inşaat yapımı gördüm ve çok fazla enerji sarfedildiği her halinden belliydi. Adana, iki günde gözlemlediğim kadarıyla, daha az dinamik. Fakat orada da devam etmekte olan iyi şeyler var. Görüştüğüm yetkililer bölgeye yatırım çekmek ve Türkiye’nin bu bölgesinden yapılan ihracatları geliştirecek bazı politik konularda ABD hükümeti ile çalışabilmek konusundaki olağanüstü ilgilerini belirttiler. Neler olacağını hepimiz göreceğiz. Tabi bu bazı politik faktörlere ve bu gibi adımların desteğiyle kurabileceğimiz diğer iş ilişkilerine de bağlı. Fakat bu Türkiye’nin çok dinamik bir bölgesi ve sanırım Amerikan iş dünyası için birçok fırsat var.
 
SORU: Sayın büyükelçi, Amerikan-Türk ticareti veya ticari işlerin haricinde politik konuları kapsayan sorular kabul ediyor musunuz?
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Soracağınız her soruyu yanıtlamaktan memnuniyet duyarım. Yanıtlayamazsam “yorum yok” diyeceğim.
 
SORU: Çok teşekkür ederim. Hepimizin bildiği gibi ABD'nin Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı olası somut eylemlerine ilişkin Türk halkının bir beklentisi var. Türk ve Amerikan yetkililerinin yapmış oldukları görüşmelerde de çok kez karşılaşılmıştır, Amerika çoğunlukla bazı önlemler alınacağını belirtti fakat bugüne kadar Amerika tarafından alınan kayda değer bir önlem göremedik. Kuzey Irak’taki PKK terörüne karşı gelecekte neler olacağını söyleyebilir misiniz?
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Öncelikle, dört ay içinde bu ülkede, bundan öncesini dikkate almazsak, Türklerin PKK terörü hakkındaki endişelerinden haberdar oldum. Onay sürecinde ABD Senatosu huzurunda verdiğim ifadede bunun Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik sorunu olduğunu belirtmiştim. Bunu kabul ediyoruz ve bu ABD hükümetinin üst düzeylerinde de kabul görmüştür. Bir hafta önce – Perşembe ve Cuma – General Pace İstanbul’da bulunduğunda bu konu ile ilgili ayrıntılı bir konuşma yaptı ve vermiş olduğu beyanatı yeniden yorumlayacak olursam, özetle vurguladığı konu PKK konusunda etkili önlemler aldığımızdır. Bazıları veya birçoğu henüz konuşmaya hazır olmadığımız şeyler. Somut olmayabilir. Sorunuzdan anladığım kadarıyla kafanızda canlandırdığınız gibi gözle görülür nitelikte sonuçlar vermeyebilir. Kuzey Irak ile ilgili PKK stratejimizin en önemli bölümü geniş ulusal desteğe sahip, bütünlüğü sağlanmış Irak’ın kontrolünü ele geçirebilecek, sınırlarını koruyabilecek, ülke çapında isyancı ve terörist sorunlarını tamamen çözümleyebilecek güçlü merkezi bir yönetim kurmaya çalıştığımız Bağdat’ta şu an sonuna kadar gerçekleştiriliyor. Bunda başarılı olursak, kuzey Irak’ta uzun süredir sorun yaratan, Saddam Hüseyin döneminde var olan ve Saddam Hüseyin’in tolerans gösterdiği PKK devrinin kapanacağını düşünüyorum. PKK ile ilgili diğer çalışmalarımız, daha önce benim ve diğerlerinin de belirttiği gibi, başka yerlerden gelen PKK’yı ayakta tutan ve faaliyetlerine destek veren finansman kaynaklarını kesmek üzere Avrupa odaklı girişimler. Türk polislerin Avrupalı meslektaşlarına sunduğu yasal gerekçeleri pekiştirerek (duyulamadı)…Türkiye… PKK liderlerini ele geçirmeleri için Türk yetkililere yardım etmek, bu insanları tutuklamak ve işledikleri suçlar için yargılanmak üzere Türkiye’ye teslim etmek. Tüm bunlar gösterişli bir manşet veya büyük, harikulade bir şovla sonuçlanmayabilir. Fakat inanıyoruz ki bu terörizm sorununu kökünden halletmek ve bu ülkeyi 30 yıldır kemiren PKK sorununu çözmek için Irak ve kuzeyinde yaşananları, Avrupa’nın mevcut durumunu ve bu bağlamda Türkiye’nin sorunları ile ilgili konularda Türk hükümeti ile Türk halkının atması gereken adımları kapsamlı bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir. Yetersiz önlemler ve kapsamlı olmayan yaklaşımlar son 30 yıldır burada yapılan hataları tekrarlayacaktır. Müttefiklerimiz, Türkiye’deki dostlarımız için olmasını istediğimiz şey bu değil.
 
SORU:  Geçen hafta Washington’da katıldığınız Amerikan – Türk Konsey toplantısı hakkındaki görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Bize kısaca Hamas ziyaretinden bahsedin; bu Washington’da nasıl karşılandı? Size ne tür sorular soruldu? Sorun neydi? Ziyaret kötü müydü yoksa sadece zamanlama hatası mı? Washington ve AKP yönetimi arasındaki ilişkinin şu anki durumu hakkındaki izlenimlerinizi aktarın. Kötüye mi gidiyor yoksa hala yerinde mi sayıyor?
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Çok teşekkür ederim. Geçen Çarşamba Washington’da birkaç gazeteciyle yaptığım röportajda bana yöneltilen sorulardan biri buydu. Söylediklerimin nerede yer aldığını bilmiyorum ama onlar (duyulamadı), fakat tekrarlamam gerekirse Washington’daki toplantılarımda birçok soru soruldu, benimle birlikte Türkiye’den dönen diğer Amerikalılara da çok sayıda soru yöneltildi, Dışişleri Bakanlığında veya Capitol Hill’de ya da meslektaşlarıyla birlikte Washington civarında veya New York'da toplantılara katılan birçok Türk de soru sordu. Oradayken de çeşitli kişilerle temaslarda bulundum. Açıkçası ABD’de sürekli olarak karşılaştığımız sorular şunlar: Türkiye nereye gidiyor? İlk izlenimlerim ne idi? Hamas ziyaretiyle ilgili bir çok soru yöneltildi. Günlerimin çoğunu beş veya altı Kongre üyesi ve bazı üst düzey yöneticilerle Kongre toplantılarında geçirdim. Kongre üyeleri Hamas’ın Türkiye’ye gelmesine izin verilmesi konusunda çok kaygılı ve açıkçası öfkeli olduklarını dile getirdi; İsrail’de – halka açık alanlara, alışveriş merkezlerine, restoranlara, otobüs duraklarına – 60’ın üzerinde bombalı intihar saldırısını üstlenen bir örgütün temsilcilerinin kendisi de uzun yıllardır anlamsız terör saldırılarının kurbanı olan bir ülkeye gelmesine izin verilmesine öfkelendiklerini belirttiler. İnsanlar bunun anlaşılması oldukça güç ve kabul edilmesi çok zor olarak nitelendiriyorlar. Bazı kişiler bunun lanse edilme tarzına çok şaşırdıklarını belirttiler. Hatırladığım kadarıyla, Hamas fiilen buraya geldikten sonra olayın gerçekleştiği gün veya sonrasında duyuruldu. Bu bir sürprizdi. Hamas başka yerlere de seyahat ediyor: Arap dünyasında, Tahran ziyareti, Moskova ziyareti; hepsi çok önceden duyurulmuş ve kamunun bilgisi dahilinde olmuştur. Burada daha az biliniyordu. Birkaç Parlamento üyesi, gazetelerde önde gelen Türk yetkililerin ziyaretten önceki günlerde Hamas’ın Türkiye’ye gelmeyeceği yönünde beyanatlarını okuduklarını ve bunun zihinlerinde bazı soru işaretlerinin oluşmasına neden olduğunu söyledi. Sanırım bu konuda iki şey söyleyebilirim. Bu; Türkiye’nin niyeti, nereye doğru gittiği, uluslararası terörizm konusunda dünyayla ne tür ilişkiler içinde olmak istediği, bizimle ne çeşit bir ortaklık yapmak istediği konusunda bazı şüpheler uyandırdı. Bu konu üzerinde fazlaca durmak istemiyorum. Türkiye’nin bir dost ve ABD müttefiki olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Özellikle Afganistan ve Irak’ta bizim ve başkalarının yapmaya çalıştığı işlerde son derece yardımcı olmuş bir ülkedir. Başarısının bizim için son derece önemli olduğu bir ülkedir. Yine de insanlar sorular soruyor. Amerikalılar herşeyi sorgulayan insanlar ve ilişkilerimizde zor bir süreçten geçtik. Washington’da ATC’ye verdiğim bir demeçte: geride bıraktığımız birkaç yılın “hayal kırıklığı” olduğu ifadesini kullandım. Birçok farklı sıfat kullanabilirsiniz fakat fikri anlarsınız. Mutsuzduk ve Türkiye'nin de mutlu olduğunu sanmıyorum. Bunun üstesinden gelmek için son sekiz dokuz aydır çalışıyoruz. Cuma günkü röportajda kullandığım ifade ilişkilerimizi “yeniden yapılandırıyoruz” idi. Yeniden yapılandırma sürecini tamamlamış değiliz. Henüz tam güven sağlayamadık. Ortak amacımızı gerçekleştiremedik. Farklı olduğumuz noktalarda daha net bir ortak anlayış edinemedik. Bence, ABD ve Türkiye gibi uzun ve tarihi bir geçmişe sahip olan, ABD ve Türkiye kadar birbirine ihtiyaç duyan ülkeler açısından bu son derece önemli.
 
SORU:  Nagehan Alçı, Akşam Gazetesi: Türkiye ve ABD’nin ilişkilerini yeniden yapılandırdıklarını belirttiniz. İki ülke ilişkilerinin iyi gitmemesinin nedeni Irak savaşı sırasında Türkiye’nin sınırlarını açmayı reddetmesiydi sanırım. Şimdilerde insanlar İran savaşı tehlikesinden söz ediyor, yani bunun gibi bir şey olursa ABD yine sınırları açmasını ister ve Türkiye tekrar reddederse, bu ilişkilerin tekrar olumsuz bir sürece gireceğine mi işaret eder?
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Diplomatlar ve hükümet yetkilileri plan dahilinde olmayan varsayıma dayalı konularda spekülasyon yapmaktan hoşlanmazlar. Şu an yapmakta olduğumuz şey, İran’ı nükleer programlarından vazgeçirmek için güçlü bir uluslararası fikir birliği oluşturmak üzere Türkiye’nin de dahil olduğu dünyadaki dostlarımız ve müttefiklerimizle diplomatik yollardan çalışmak. Bu, İran’ın nükleer güç sorunuyla ilgili çalışmalarımızın başlangıcı ve sonudur. Zor bir sorun. Hedefimize ulaşmak biraz zaman alacak. İranlıların inatçı olduklarını düşünüyorum. Türkiye, uluslararası birliğin orada yapmak istediğini büyük ölçüde desteklemiştir. Dışişleri Bakanı çok güçlü ve etkili bir demeç vermiştir. Hükümet sözcüsü Çiçek verdiği oldukça güçlü ve net bildiride nükleer programıyla ilgili olarak İran’a tam bir şeffaflıkla UAEK ile yeniden işbirliği yapması çağrısında bulunmuştur. Dışişleri Bakanı Gül sanırım üç hafta önce hemen hemen aynı sözleri söyledi. Türkiye’nin bulunması gereken nokta budur. İran’ı programından vazgeçirmek konusunda başarılı olmak için mümkün olabildiğince kapsamlı uluslararası bir birliğe ihtiyaç duymaktayız. Üzerinde çalıştığımız plan bu. Başka bir şey üzerinde çalışmıyoruz.
 
(AK Parti’ye ilişkin soru - Türkçe)
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: ABD Türkiye’nin yerel politikasındaki sorunlarla ilgili bir tutum benimsemez, özellikle demoratik ülkelerdeki seçimlerle ilgili konularda. Elbette biz hükümetle yakın çalışıyoruz, hükümetlerle ilişkilerimize değer veriyoruz ve kamu yararına olan konularda hükümetle işbirliği yapmaya ve birlikte çalışmaya devam edeceğiz.
 
(duyulamadı)
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bilmiyorum. En son baktığımda (duyulamadı). Bizim oyumuz yok. Seçimlerle ilgilenmiyoruz. Türk insanı idarenin kimin elinde olduğuna karar vermelidir. Karar vereceklerine ve bu kararın akıllıca olacağına eminim.
 
SORU:Açılış konuşmamda değindiğim bir konuyla ilgili konuşmak istiyorum sayın Büyükelçi. Daha önce söylediğim gibi, birbirimizi sevmemize ve 50 yıldır süren sözde Stratejik Ortaklıktan gurur duymamıza rağmen daha gerçekçi ve proaktif olmalı ve işbirliği için ortak zemin hazırlamalıyız. Aslında ben böyle düşünüyorum, bu odadaki herkes de böyle düşünüyor. Sizin bu konudaki görüş ve düşünceleriniz nedir? Bundan sonra Türkiye ile ABD arasında işbirliği için ortak zemin oluşturabilecek somut konular nelerdir?
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: Washington’da ATC toplantısında yaptığım konuşmalarda ve Büyükelçi olarak yemin ettiğim zaman yaptığım açıklamada sizin kullandığınıza benzer bir formül kullanmıştım: ABD – Türkiye işbirliğini ve stratejik ortaklığı 21.yüzyıl gereklerine uyacak şekilde yeniden tanımlamalıyız. Elbette NATO müttefiğiyiz. NATO da bir değişim sürecindedir ve bununla ilgili olarak birlikte çalışıyoruz. Soğuk Savaş zamanındakinden veya Soğuk Savaş sonrasından farklı bir dünyada yaşamamız nedeniyle önceden sahip olduğumuz ilişkilerden daha kapsamlı ilişkilerimiz var ve bunu yeniden tanımlamak zorundayız. Özellikle önemli bir konu olan uluslararası terörizm meseleleriyle ilgileniyoruz. Yeniden tanımlanan dünyanın ya da yeniden tanımlanan ilişkilerin neye benzeyeceği konusunda ne yapmak istediğimizi tamamıyla anladığımdan, ölçüp biçtiğimden, kapsamlı bir şekilde Washington’la ve Türk yetkililerle görüştüğümü sanmıyorum. Fakat kesinlikle sizinle aynı fikirdeyim. Ortak bir amaç anlayışı edinmek için daha çağdaş bir yol bulmalıyız. Üzerinde çalışmayı hedeflediğimiz ortak yollar bulmamız ve belki de biraz daha net olmamız gerek. Genel olarak Güney’e, Doğu’ya, Kuzey’e ve Batı’ya dışa dönük bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Türkiye genelinde Türk-ABD işbirliğinin önemli bir rol oynayabileceği gerek barış ve istikrarı geliştirmek gerekse dünyanın tehlikeli bölgelerinde (duyulamadı) veya refahı arttırmak – geçen hafta yer aldığım Yunanistan - ABD - Türkiye görüşmelerinden bahsetmiştim – terörizm üzerinde çalışmak gibi konular. Türkiye açık bir toplumdur ve her zaman geçiş noktası olmuştur. Bunlar Türkiye’yi zenginleştiren güzel şeyler, fakat bunlar birçok yerde olduğu gibi Türkiye’yi terörizmle ilgili farklı problemlere maruz bırakacaktır. Bu konuda da birlikte çalışabiliriz. Muhtemelen bunun haricinde birkaç konu daha var, fakat ben bu kadarını değerlendirebildim. Bu ilişkinin her iki ülkede dayanıklı desteğe sahip olmasını sağlayacak bir yol tanımlamak ve müttefikler arasında bir sorun veya görüş farklılıkları ortaya çıktığında ilişkiyi sürdürmek veya bununla baş etmek için yapılacak çok iş var.
SORU: Sayın Büyükelçi, aynı konuda, ortak zemin arayışlarıyla ilgili olarak AB gündemi hakkındaki görüşleriniz nedir? Türkiye’nin kabul etmesi ve peşine düşmesi gereken, aynı zamanda ABD-Türkiye ilişkilerinin geleceğiyle ilgili beklentilerinizle örtüşen bazı AB taahhütleri olduğuna eminim.
 
BÜYÜKELÇİ WILSON: ABD Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başlaması için yıllarca Türkiye’yi desteklemiştir. Dışişleri Bakanı Rice’ın, geçen Eylül ayının sonunda ve Ekim ayında Türk liderlerin de kabul ettiği önemli bir rol oynadığını ve işleri bugünkü durumuna getirdiğini düşünüyorum. Hem Avrupa Birliğinde hem de Kıbrıs adasındaki dostları ile birlikte Birleşmiş Milletler kapsamına giren uzlaşma müzakerelerinin tümünde ilerleme sağlayacak düzenlemeler ortaya koymaya ve aynı zamanda AB’yi ilgilendiren Kıbrıs meselelerine çözüm getirmeye çalışmaktayız. Dış İşleri Bakanı Gül’ün geçtiğimiz Ocak ayında masaya koyduğu teklife sıcak bakıyoruz. Süreci yeniden başlatmak için bu gibi fikirlerin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu oyunda avantajlı olabilmek için biz ve özellikle ben, yetkililerin AB uyum sürecinin bir parçası olan ekonomik ve siyasi reform gündemi üzerinde sıkı bir çalışma yapmaları için teşvik ettik. Hükümetin önümüzdeki dönemde buna daha girişimci davranacağını umuyorum. Bu Türkiye’nin geleceği konusunda son derece önemli bir konudur. Biz Avrupa Birliğine üye değiliz ve bu müzakerelerde taraf olmayacağız. İşlerin doğru bir şekilde ilerlemesi için yardımcı bir rol oynadık ve temel olarak oynamak istediğimiz rol budur.
 
Bana zaman ayırdığınız için hepinize tekrar teşekkür etmek istiyorum. Bu ilk İstanbul ziyaretim değildir. Birçok kez burada bulundum. Amerikan büyükelçisi olarak dört ay ve bir gündür burada bulunmak beni ayrıca sevindiriyor. Dünden itibaren bu ülkeye geleli tam dört ay oldu. Burası harika bir ülke. İlişkimiz fevkalade önemlidir. Türkiye’nin bu bölgedeki rolü de bizim için önem taşımaktadır. Bizim işbirliğimiz ve ortak çıkarlarımız hem Türkiye’nin hem de bizim menfaatimize olacağını düşünüyorum. Burada yapmaya çalıştığım şey – hem kendi işim hem de Misyonumuzun yaptığı iş – faydalı işler gerçekleştirmek ve ilişkimizin geleceğine sağlam bir temel oluşturmak için önem taşıyan ortak çıkarları ve kesişim noktalarını tespit etmektir. Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Başa dön ^

Sayfa Araçları:

Printer_icon.gif Yazıcıya Gönder



 

    Bu site Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Site dışına verilen bağlantıları ve bunların gizlilik haklarını kapsamaz.
    Bağlantı verilen diğer Internet sitelerinde belirtilen görüşlerin onaylandığı veya kabul edildiği şekilde yorumlanmamalıdır.


AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ