jump over navigation bar
Embassy Seal
AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ(ANKARA TÜRKİYE)- Home flag graphic
Elçilik Haberleri
 
  Büyükelçi Baş Müsteşar Konsolosluklar Basın Ofisi Basın Bildirileri Konuşma metinleri Makaleler Washington File Diğer Etkinlikler İnsan Kaynakları Bize Ulaşın Tatil Günleri

RESMİ KONUŞMA METİNLERİ

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Amerikan-Türk Konseyi’nde Düzenlenen Öğle Yemeğinde Yaptığı Konuşma

Washington, D.C., 15 Nisan 2008


ABD Dışişleri Bakanlığı
Sözcülüğü

 

BAKAN RICE:  Çok teşekkür ederim.  Eli Alharal’a çok teşekkür ederim. Harika sunumunuzdan dolayı da teşekkür ederim.  Ayrıca, çok iyi dostum ve görüşlerinden hep yararlandığım General Brent Scowcroft’a teşekkür ederim. Duydum ki benim gençlik yıllarımla ilgili size hikâyeler anlatıyormuş. Umarım çok fazla anlatmamıştır. Ben de kendisi hakkında bir iki hikâye anlatabilirim. (Gülüşmeler). Brent, hem bu büyük örgüt için yaptığın çalışmalar için hem de gösterdiğin liderlik ve kamuya verdiğin önemli hizmetler için teşekkür ediyorum.   

 

Yakın bir zamanda görüşme imkanı bulduğum Türkiye’nin ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kürşat Tüzmen’e teşekkür etmek isterim. Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül de burada bulunuyor, aynı zamanda Türkiye’nin Amerika Büyükelçisi ile Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi’nin de aramızda olduğunu görüyorum. İçinde bulunduğumuz karmaşık ortamda son yıllarda önemi gittikçe artan, son derece mühim bir ilişkiyi daha da geliştirmeye kendini adamış kişilerden oluşan çok seçkin bir grupla birlikteyiz. Kordiplomatik pek çok arkadaşımızı da burada görmek harika.
 
Türkiye, ABD’nin hayati öneme sahip stratejik bir ortağıdır, o yüzden bu yılki konferans temasının “Bölgesel Müttefikler ve Küresel Ortaklar” olması yerindedir. Bu ilişkinin öneminin yıllardır farkında olduğum için, 2005 yılında Dışişleri Bakanı olarak gerçekleştirdiğim ilk seyahatimde Türkiye’ye ilk kez gittim. Ancak bir yıl sonra, zamanın Dışişleri Bakanı ve meslektaşım olan şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Gül ile birlikte ABD-Türkiye ilişkileri için stratejik bir vizyon belgesi oluşturmaya karar verdik, çünkü Türkiye ile ABD arasındaki ilişkinin gelişerek, 21. yy.ın getirdiği zorluklar yolunda ilerlediğini göstermek istedik. Askeri müttefiklik ve NATO gibi önemli unsurlar içeren bir ilişki olduğunu göstermek istedik. Ama bu ilişki bundan çok daha fazlasını içeriyordu. Ekonomik ilişkilerin arttığı ve dünyadaki zorluklar karşısında daha fazla diplomatik sorumluluğun üstlenildiği bir ilişki idi söz konusu olan. Ve belki de en önemlisi, halklarımız arasındaki ilişkinin artıyor olmasıydı. Hükümetler arasındaki ilişkiler elbette önemlidir, ancak uluslar arasındaki ilişkilerin sağlam bir temele oturabilmesi için asıl halklar arasındaki ilişkilerin önemli olduğunun her zaman bilincindeyim.

 

“NATO İttifakının onyıllara dayanan müttefikleri olarak, terörle mücadele, özgürlük ve demokrasinin desteklenmesi ve bölgedeki herkesin korkmadan güven içinde yaşabilmesini sağlamak için günümüzde sürdürdüğümüz işbirliği şimdi her zamankinden daha yakın ve daha gereklidir. Bu hedeflere ulaşmak için gösterdiğimiz kararlılık, bizi bölge dışına taşıyarak, tüm dünyada barış, refah ve özgürlüğün artması için bir işbirliği yapmaya yöneltmektedir. ABD, önemli demokratik müttefikimiz olan Türkiye’yi pozitif küresel eğilimlerin aktif bir belirleyicisi olarak görmektedir ki, zaten böylesi bir misyon da 21. yy.da bizleri giderek daha fazla yakınlaştırmaktadır.

 

Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk, Cumhuriyetin vizyonunu ünlü “Yurtta Barış, Cihanda Barış” sözleriyle tanımlamıştı. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel politika hedefini barış olarak belirlemenin ne kadar önemli olduğunu o zamanlar fark etmişti; benzer şekilde bizim ülkemizin kurucusu Thomas Jefferson’ın da “Bizim en akıllı politikamız, tüm insanlık ile barış ve dostluk ilişkisi kurmaktır” demiştir. Karşılıklı işbirliğimiz ile bölgede ve dünyada daha çok özgürlük, barış ve güvenliği sağlamaya yardımcı oluyoruz. 

 

Bu vizyon doğrultusunda ilerleyen Türkiye ve ABD, tüm terörizm biçimlerinden arınmış, komşularıyla barış içinde olan, güvenli, istikrarlı, refah ve birleşik bir Irak sağlamak gibi ortak bir hedefe sahiptir. Çok açık söyleyeyim: ABD, PKK’yı Türkiye’nin, Irak’ın ve Amerika’nın ortak bir düşmanı olarak görmektedir. Ülkelerimiz ve Avrupa’daki ortaklarımız birlikte çalışarak, PKK’nın Kuzey Irak’taki güvenli bölgesini yok etmek ve Avrupa’daki suç ve finans ağlarını ortadan kaldırmak için kapsamlı bir strateji izliyoruz. Aynı zamanda, komşu ülkeler süreciyle Irak’ta istikrarı sağlamak amacıyla bu ülkede pozitif bir değişim gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Bakan düzeyinde yapılan Irak’a Komşu Ülkeler Genişletilmiş toplantılarının en sonuncusu Kasım ayında İstanbul’da Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenmiştir. Irak’ta kaydedilen ilerlemeler ve karşılaşılan zorlukları ele almak üzere tekrar bu ayın sonlarında Kuveyt’te bir araya geleceğiz.

 

Türkiye ve ABD, Afganistan’da da yan yana çalışmaktadır. Afganistan’ın başarısı için uzun vadeli kararlı tutumumuzu yeniden teyit etmek üzere, Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Babacan da dahil, NATO müttefiklerimiz ile geçen hafta Bükreş’te bir araya geldik.  Karzai hükümetini desteklemek, Taliban’ın etkisini azaltmak ve Afgan halkı için insani ve imar yardımı sağlamak gibi hususlarda NATO’nun gösterdiği başarıya Türkiye’nin önemli katkısı olmuştur. Afganistan’da sürdürülebilir bir barış için, sürdürülebilir bir demokratik kalkınma olması gerektiğinin hep birlikte farkındayız.

 

Irak, Afganistan ve Kosova halklarını savunmak ve onlara özgürlük ve fırsat sağlamak amacıyla Türkiye ve ABD birlikte çalışmaya devam edecektir. Başkan Bush’un söylediği gibi, “Özgürlüğe karşı direnilebilir, özgürlük ertelenebilir, ancak özgürlük inkâr edilemez”. Müslüman çoğunluğa sahip bir toplum olarak, modern ve demokratik reformlar yapma konusunda deneyimli olan Türkiye gibi bir ülke, daha geniş Ortadoğu ve ötesinde ulusal zorluklar ile demokratik olarak baş edebilme yolları arayanlar için ilham kaynağı olabilir.

 

 Demokratik ve özgür olan hükümetler, vatandaşlarının refah içinde olmasını sağlamak için de uğraşmalıdır. Türkiye ve ABD, ekonomik özgürlüğü, açık piyasaları ve hem birbirleriyle hem de diğer ortaklar ile sürdürülen ticareti arttırmaya çalışmaktadır. Bu konulardaki diyalogumuz çok derin, sıkı ve geniş kapsamlıdır. Aslında, Perşembe günü düzenlenecek olan Ekonomik Ortaklık Komisyonu yıllık toplantımızda bu diyalog daha iyi anlaşılabilir. Bu toplantıda, giderek daha olgunlaşan bir ekonomik ilişkiye sahip olan Türkiye ve ABD’yi birbirine bağlayan ekonomik konular --yatırım, ticaret, yenilikler, komşu ülkelerde ve Pakistan ile Afganistan gibi ülkelerde refahı artırmak için işbirliği yapılması konuları gibi-- ele alınacaktır. Ve elbette çalışmalarımızın önemli bir kısmını güvenilir enerji konusu oluşturmaktadır.

 

Ekonomilerimizin büyümesi için artık yeni, daha etkin ve daha çevre dostu enerji kaynaklarına ihtiyacımız olduğunu çok iyi anlıyoruz.  Günümüzde Türkiye, bölgenin enerji arz zincirinde stratejik bir konuma sahiptir. Dünya petrolünün yüzde sekizi her gün Türkiye üzerinden geçmektedir; Türk topraklarında kurulan her bir yeni boru hattı ile birlikte bu konum giderek artan bir önem kazanmaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının başarısını takiben, Türkiye ve ABD şimdi de yeni nesil bir doğalgaz altyapısı geliştirmektedir. Bu altyapı sayesinde Avrupa, enerji ihtiyacını tekelcilerin belirlediği fiyattan değil de pazar fiyatı üzerinden elde edebilecektir. Yeni bir Güney Koridoru yaratan Türkiye-Yunanistan-İtalya ve Nabucco boru hatları, Hazar Havzası ve Azerbaycan’daki gaz kaynakları ile Irak, Türkiye ve diğer Avrupa pazarlarını birleştirmektedir.

 

Bahsettiğim tüm bu konularda amaçlarımıza en iyi hangi şekilde ulaşacağımız konusunda ABD ve Türkiye kimi zaman anlaşmazlığa düşebilir. Dostlar arasında bu olur. Ancak, insanlık onuru ve insan haklarına saygı duyma ve hoşgörü gibi ortak demokratik değerler bizleri her zaman için bir arada tutmaktadır. Tarih boyunca, hem Türkiye hem de ABD bu değerlere bağlı kalmak için çaba sarf etmiştir. Ve her birimiz ilerlemeler kaydetmiş olmamıza rağmen, önümüzde daha pek çok mücadele bizi beklemektedir.

 

ABD, çok önemli ilkeler üzerine kurulmuştur, ancak kurucu belgelerimizde benim atalarım ya da kadınlar için eşit haklar tanınmamıştır. Aslında, Kurucu Atalarımız, “Biz, yani halk” dediğinde kast ettikleri ben değildim. Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasını mümkün kılan, ancak benim atalarımı bir yüzyıl boyunca daha esarete mahkûm eden ve özgür bir insanın beşte üçü kadar insan sayan Anayasamızdaki unsuru Büyük Özgürlükçü Abraham Lincoln değiştirmiştir. Amerikan demokrasisini geliştirmek ve tüm Amerikalı vatandaşların gerçek bir temsilcisi olmasını sağlamak için pek çok cesaretli kişi uzun yıllar mücadele vermiştir ve bu süreç hala devam etmektedir. Böylece, Türkiye gibi dost bir ilkede demokrasiyi ilerletmek ve mükemmelleştirmek sürecini gördüğümüzde, bu yolun kolay olmayacağını biliyoruz, gerçekten de bu zorlu bir süreçtir.
 
84 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, Türk vatandaşları Atatürk’ün demokrasi ve laikliğe olan taahhüdü üzerine devamlı olarak inşa ederek, geliştirmişlerdir. Tüm ülkelerde olduğu gibi, bu devam etmekte olan bir süreçtir. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Türkiye’nin demokrasisini geliştirmek ve değiştirme ve ekonomisini modernleştirmek için sarf ettiği çabaları gördük. Türkiye’nin AB üyeliğini kuvvetle desteklemeyi sürdürüyoruz. Bu üyelik, hem Türkiye, hem de Avrupa için iyi olacaktır. Kıbrıs konusunda, adada iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon kurulması yönünde bir anlaşmaya varılması için yinelenen çabalara karşı Ankara’nın açık olması da, Avrupa’nın yapılanması süreci açısından kilit bir unsurdur.
 

 

2007 yılında zorlukları daha da güçlenerek aşan Türk demokrasisinin olgunluğuna ve canlılığına tanık olduk. 2007, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelendiği, hem meclis hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı siyasi açıdan zorlu bir yıldı. Bildiğiniz gibi, mücadeleler devam etmektedir. Ama Türk halkı, Türk seçmenleri, laik ve demokratik bir bağlamda, laik ve demokratik ilkeler çerçevesinde önlerindeki sıkıntıları aşacaktır. Demokratik bir toplumdan da beklenebilecek tek şey sıkıntılı zamanlarda bu ilkelere sadık kalmasıdır.

 

Aslında bir zamanlar Winston Churchill’in dediği gibi “demokrasi zaman zaman denenmiş tüm diğer formların haricinde devletin en kötü formudur.”  Buna rağmen hem biz hem de Türkiye demokrasinin insan hakları ve temel özgürlüklerin sağlanmasını temin edecek en iyi sistem olduğunu bilmeliyiz.  Bu ifade üzerine, Başbakan Erdoğan’ın yakınlarda yaptığı ‘meclisin, Türklüğe hakareti cezalandıran Türk Ceza Kanununun 301. maddesini değiştireceği’ yolundaki açıklamasını takdir ediyoruz ve destekliyoruz.  Kişinin inançlarını ifade etmesi devlete hakaret anlamına gelmez; yurttaşlığın en temel şekillerinden biridir. 

 

Demokrasi aynı zamanda insanların dini özgürce uygulama haklarını korumanın en iyi yoludur.  Türkiye’nin büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki sivil toplumu sağlamlaştırmak ve inanç özgürliklerinin garantisi olarak demokratik kurumlar yaratan sabırsız vatansever insanlara verdiği desteği memnuniyetle karşılıyoruz.   Bu özgürlükler aşırıcılık ve terörü engellemede gereklidir.  Ortadoğu’da Filistin halkına ülkelerinde aşırıcılık ve teröre karşı bir alternatif sunacak olan Annapolis sürecinde bir yöntem geliştirmek için de birlikte çalıştık.  Ve Türk hükümetine Annapolis’de bulunmaları ve bu süreçte süre gelen destekleri nedeniyle teşekkür etmek istiyorum. 

 

Ülkelerimiz bölgede bu değerlerin olabildiğince en iyi savunucusu olmak istemektedir ve bu nedenle bu değerleri evimizde, kendi demokrasilerimizde sağlamlaştırmaya devam etmeliyiz.  Türkiye’yi tüm dini ve etnik grupların sivil haklarını koruma ve tanımanın yanı sıra Ekümenik Patrikhanesi’nin Ruhban Okulu’nun mesleki okul olarak tekrar açılmasını teşvik etmeye devam etmekteyiz. 

 

A.B.D. ve Türkiye büyük Ortadoğu’da özgürlük, demokrasi ve refahı desteklemeye devam edecektir.  Bunun ötesinde farklı insanların birlikte yaşaması, gücü paylaşması ve kimsenin baskısı, dışlaması veya daha kötüsü olmadan farklılıklarını barışla çözmesinin en iyi yol olduğunu zorlu deneyimlerimizden biliyoruz.  Bu değerler birlikte yaptığımız herşeyin temelidir.  Ve bunlar Lord Palmerston’ın “ülkelerin daimi müttefikleri yoktur” dediğinde neden yanıldığını açıkladığını düşünüyorum.  A.B.D.’nin daimi müttefikleri vardır ve bunlar değerleri paylaştığımız ülkelerdir ki, Türkiye de bu nedenle daimi bir dost ve müttefikimizdir. 

 

Çok teşekkürler. (Alkış)

MODERATÖR:  Bakan Rice birkaç soru kabul etme nezaketi gösterdi, ben yardımcı olacağım.  Işıklar parlaklığı nedeniyle, elleri görmeye çalışacağız; bakalım, kim var?

 

BAKAN RICE:  O tarafta birini görüyorum, evet.

 

MODERATÖR:  Ümit, burada bir mikrofon var. Tamam, önce gazeteci olmayan biriyle başlayacağız. (Gülüşmeler) Burada biri var.  Lütfen.

 

SORU:  Sayın Bakan, Annan planı oylaması Kuzey Kıbrıs halkının, KKTC’nin izole edilmesine bir son vermeyi teşvik ettiğinde A.B.D’nin desteği de sözkonusuydu.  Adada başlayan yeni hareketliliğe bir teşvik olarak bu doğrultuda bir açılım var mıdır?

 

BAKAN RICE:  Teşekkürler.  Evet, adada başlayan yeni bir hareketlilik vardır ve bu hareketliliğin belki sonunda bir çözüme doğru gitmesi çabalarını son derece desteklemekteyiz.  Açıkçası birkaç yıl önce Kofi Annan’ın sonuç almaya çok yaklaştığını düşündüğümüz çabalarında hayal kırıklığına uğramıştık ve doğrusu bu çabalardan bir sonuç alınmalıydı.  Türk hükümetinin bu çözümü desteklediğini bildiğimizi belli ettik ve bu nedenle Kıbrıs Türklerinin izolasyonunu sona erdirecek küçük adımlar atma yönünde hareket ettik.  Örneğin ben, hükümet yetkililerini kabul ettim.

 

Halen, daha umut verici bir dönem ve daha umut verici işaretler var.  Fakat sonuçta bazı zor kararlar alınmak durumunda kalınacaktır.  Her iki taraftaki insanlar siyasi farklılıkların ve siyasi direncin üstesinden gelmek zorunda olacaktır.  Ve dolayısıyla biz burada BM sürecinin destekleyicisi olacağız.  Geçen sefer olduğu gibi bu kez de aktif diplomasi içinde olacağız.  Örneğin referandum yapıldığında, Başkan bizzat telefon diplomasisi ile bu konuda doğrudan çalışmıştı.  Ve biz, tarafları teşvik etmek için elimizden gelen herşeyi yapacağız; şu an farklı bir hareket var ve bunun üzerinde ağırlık vermeliyiz.

 

SORU:  Teşekkürler.  Sayın Bakan, çok teşekkürler.  Harika bir konuşmaydı.  Belki bizimle paylaşabilirsiniz, kısa bir süre önce Bükreş’teydiniz, burada da iki büyük NATO müttefiki var, zirvenin nasıl gittiği ve özellikle Afganistan’da elde edilen bazı büyük kazanımlar üzerine yorumlarınızı lütfen bizimle paylaşır mısınız?

 

BAKAN RICE:  Kesinlikle.  Fevkalade bir zirveydi.  Özellikle de metne dayalı bir toplantı değildi ve insanlar not kartlarından okumadılar.  Aslında zirvede adeta mesai yaptılar.  Bence çok önemli dört başarıyla hatırlanacak bir zirve oldu. 

 

İlki aslında Afganistan’la ilgili.  NATO, ittifakın Afganistan’da uzun dönem varlığını açıkça taahhüt eden bir vizyon raporu yayınladı.  Askeri birlikleri kastetmiyorum.  Umarım Afganların kendi güvenliklerini büyük ölçüde sağlamaları, oldukça yakın bir gelecekte gerçekleşecektir.  Fakat bu ülkeye bağlı kalmaya devam etmeliyiz çünkü Taliban zor bir düşmandır.  Bu arada savaş alanında yenilen bir düşman değildir, teröristlerin eylemlerine karar veren, masum insanları öldürme kararı verendir.  Bu nedenle araba bombaları, intihar bombaları ve teknikler ve adam kaçırmaları yaşıyorsunuz.  NATO’nun askeri oluşumlarını istemedikleri bellidir, onun yerine istedikleri masum sivillerin hayatına kıymaktır.

 

Dolayısıyla bu zor bir sorundur.  Güvenliği sağlayarak bu alanları temizlemek, polis kuvvetleri oluşturmak ve sonra yeniden yapılanma ve kalkınmayla gerçekleştirilecek olan bir ayaklanma karşıtı stratejisidir.  Direnişe karşı gelme hususunda yeniden yapılanma ve kalkınmada sivil unsurun daha iyi nasıl kullanılması üzerine pek çok görüşme yapıldı.  Müttefikler birlik seviyeleriyle ilgili görüştü.  Fransa’dan yeni birlikler katıldı.  A.B.D. bazı taahhütlerde bulundu.  Eminim ki, NATO bu görevi alacak ve başarılı bir sonuca taşıyacaktır. 

 

İkinci olarak, füze savunma konusunda çok büyük başarılar elde ettik.  Gerçek şu ki, burada 1980’lerde algıladığımız, binlerce Sovyet savaş başlığının müşterek kesin imhasına karşı bir çeşit kalkan anlamına gelen füze savunmasından sözetmiyoruz.  Aksine, Türkiye’nin de içinde bulunduğu, küçük füze tehditleriyle karşı karşıya olan bölgede o ülkelerin kendilerini savunabilmeleri gerektiğini görmekle ilgilidir.  Dolayısıyla NATO füze savunma üzerine bir işbirliği programı üzerine anlaşmıştır. Daha sonra Soçi’ye geçerek Ruslarla da görüştük.  Ve bana kalırsa bizimle birlikte Avrupa ve Rusya’nın füze savunma olasılıklarını takip etmesi üzerine genel bir anlaşma sağlanmıştır.  

 

Üçüncü olarak, bence bu Arnavutluk ve Hırvatistan gibi yeni üyelerin alındığı bir zirve olarak hatırlanacaktır.  Bazı yerlerde NATO’nun genişlemesinin tartışmalı olduğunu biliyorum, fakat NATO’nun 26 üyesinden 12’sine bakıp onların bir nevi eski rehin ülkeler olduğunu hatırlayınca, bir baskı deneyiminden geçmiş olduklarını hatırlayınca, ittifakın bu üyeleri kabul etmesiyle yeniden doğmuş bir birlik olduğunu söyleyebilirim.  Onlar, demokrasiler arasında güvenlik şemsiyesi olan NATO’nun gerçekten ne anlam taşıdığını hatırlatmaktadır.

 

Polonyalılar, Çekler, Macarlar, Latviyalılar ve diğer Baltık ülke vatandaşlarıyla olduğunuzda NATO’nun ne olduğunu ve dünyada güvenlik için neden bu kadar önem taşıdığını farkediyorsunuz.  Dolayısıyla Arnavutluk ve Hırvatistan’ın kabulü iyiydi.  Makedonya’nın alınmaması şanssızlıktı.  İsim konusu çözülür çözülmez kabul edilecektir ve buna çok yaklaşılmıştır.

 

Son olarak, NATO’nun çizgilerinin Ukrayna’da durmayacağının söylendiği bir zirve olarak hatırlanacaktır.  Aslında kriterlere uyduğunda Ukrayna ve Gürcistan da NATO üyeliğine sahip olmalıdır.  Üyelik eylem planı hakkında şöyle ya da böyle söylentiler olurken, o planda bu ülkelerin de NATO üyesi olacaklarına dair ilk cümlelerinden birine dikkatinizi çekmek isterim.   Bu önemli bir işarettir, çünkü dünyanın bu bölgesinde halen bu ülkelerin transatlantik değerler ve kurumlara alınıp alınmaması mücadelesi süregelmektedir.  Ve bu güçlü bir işarettir.

 

Türkiye onların tümü içinde iyi bir ortaktı.  Ben, şahsen, Soğuk Savaş’ın bitiminden itibaren son birkaç yıldır hızla ilerleyen Avrupa yapılanmasının Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeden gerçekten tamamlanmayacağını düşünüyorum.  Fakat bu, Soğuk Savaş’ı kazanan değerlere uygun olarak transatlantik kurumların ülkeleri ve insanları değiştirmedeki muazzam gücünü gösteren başka bir fırsattı.

 

MODERATÖR:  Bakan arkada çılgınca sallanan elin bir Türk gazeteci olduğunu biliyor ve olur diyor. (Gülüşmeler)  Ümit?

 

SORU:  Teşekkürler Sayın Bakan.  Türkiye’nin iktidar partisi hakkında hukuki bir kapatma davası var.  Bu konudaki yorumunuz nedir?  Teşekkürler.

 

BAKAN RICE:  Evet.  Bu davayı elbette çok yakından izliyoruz, kuşkusuz bu Türklerin vereceği bir karardır.  Biz bu kararın Türkiye’nin laik demokratik ilkeleri çerçevesinde verileceğini ümit ediyor ve inanıyoruz.  Bunun yapılış şeklinde, seçmenin sesine de kulak verilmesinin sağlanmasının herkesin yararına olacağını düşünüyoruz.  Türkiye’nin demokratik kurumları vardır ve konunun bu çerçevede çözülmesi en büyük ümidimizdir.  

 

MODERATÖR:  Bir soru daha.  Bir dakika önce burada bir el daha gördüm.  Cengiz.

 

SORU:    Teşekkürler Sayın Bakan.  İzin verirseniz, A.B.D. ve Türkiye çifte vatandaşlığı taşıyan biri olarak zor bir soru soracağım.  Sovyetler Birliği dağıldığında Dışişleri Bakanı Baker, her cumhuriyete diplomatik ilişkilerin ön koşulunu ifade eden bir mektup gönderdi.  Dört koşul vardı, bir tanesi egemen sınırlarda silah kullanımında değişiklik olmamasıydı.  Sonrasında Azerbaycan topraklarının %20’si Ermenistan tarafından işgal edildi.  Ve A.B.D. Azerbaycan’a karşı yaptırımlar başlattı.  Azerbaycan’ın %20si halen işgal altındadır.  Ermeniler de dahil olmak üzere bu problemi herkesin yararına nasıl çözeceğiz? 

 

BAKAN RICE:  Evet, Dağlık Karabağ konusunun çözülebileceğini düşüncesindeyim, aslında sadece biraz iradeyle yakın zamanda çabucak çözülebilir.  Rusya, Avrupa Birliği, A.B.D. gibi çeşitli ülkelerin işbirliği olan Minsk sürecinde birkaç kez sonuca yaklaşmıştık.  Bu Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ üzerinde birkaç zor kararın alınmasından ibarettir, ve yapılmalıdır.  Konuyu hem Ermeni hükümeti hem de Azeri hükümetine getirerek, aralarındaki ihtilafı çözümlemedikleri için bölgenin gerisinde kaldıklarını söyledim.  Doğrusu, suçlama kelimesini kullanırsak her iki tarafta da bolca mevcut.  Bu, ancak siyasi bir irade ile mümkün olabilir.  Bu olmalıdır, yapılmalıdır.

 

MODERATÖR:  Çok teşekkürler Sayın Bakan.  Lütfen yerlerinizde kalın.  Sayın Bakan ana masadakilere merhaba diyecek ve bu güzel konuşması ve bugün bizimle olduğu için çok teşekkür etmek istiyoruz.

 

BAKAN RICE:  Sağol, Jim.  Teşekkürler.  (Alkış)

Başa dön ^

Sayfa Araçları:

Printer_icon.gif Yazıcıya Gönder



 

    Bu site Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenmiştir. Site dışına verilen bağlantıları ve bunların gizlilik haklarını kapsamaz.
    Bağlantı verilen diğer Internet sitelerinde belirtilen görüşlerin onaylandığı veya kabul edildiği şekilde yorumlanmamalıdır.


AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ