BÜYÜKELÇİ ROSS WILSON
ABD ve Türkiye
Büyükelçi Ross Wilson’ın Türkiye Müteahhitler Birliği’nde Yaptığı Konuşma
Ankara, Türkiye
19 Eylül 2006
Sayın Başkan Erdal Bey, saygıdeğer konuklar.
Bu gece burada sizinle birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu gece yapılan bu etkinliğin, benden önce aynı görevi yapmış büyük elçilerin ve pek çok değerli Türk vatandaşının katıldığı etkinliklere benzediğini biliyorum. Bu nedenle bu, benim için de bir şereftir.
Bu birlikle elçiliğimiz arasında çok güçlü ilişkiler söz konusu. Ekim ayının 16’sında başlayacak ve o hafta boyunca sürecek olan Ankara ve İstanbul’da düzenlenen ABD Savunma Bakanlığı ile sözleşmeli iş yapma ile ilgili seminerlere eş sponsor olmanız bizi ziyadesiyle sevindirdi. Türk firmaları ABD’nin Irak ve Afganistan’da açtığı ihaleleri kazanma konusunda büyük başarı gösterdiler. Bu her iki ülkenin de yararınadır. Katılmanız konusunda hepinizi destekliyorum.
İlişkilerimizin iyi olması Afganistan, Gürcistan ve Moldova’daki Aysel İnşaat, Türkmenistan’daki Summa Şirketi; Kazakistan’daki Üçgen İnşaat; yine Kazakistan, Özbekistan ile Moldova’daki Zafer İnşaat ayrıca İstanbul’daki yeni ve muhteşem konsolosluk binamızın yapımına imza atmış Enka İnşaat ile Türk müteahhitlerin yeni Amerikan diplomatik binalarının inşasında ortaya çıkardıkları iyi işlerle kendilerini göstermektedir. Pekçoğunuzun bildiği gibi, önümüzdeki yıllarda Ankara’da yeni bir elçilik binası inşa etmeyi planlıyoruz. Bu ticari açıdan da büyük bir fırsat olacak.
Henüz tasarı aşamasında olan bu yeni elçilik binası – itiraf etmeliyim ki yapılması birkaç yıl sürecek - bugün üzerinde durmak istediğim ABD-Türkiye ilişkileri konusu için iyi bir başlangıç noktası.
Pek çoğunuz inşaat uzmanısınız. Sizler, bir bina inşa etmek için gerekli olan fon temin etmek, inşaat alanını belirlemek, mimariyi oluşturmak, inşaatı yapıp bitirmek gibi sistemli bilgiye sahipsiniz. Diplomat olarak bizim işimiz de sizinkinden pek farklı değil. Nasıl ki her iki ülkenin yararına olan bu ortaklık tesadüfî değildir, yeni binaların da mucizevî bir şekilde yükselmesinin temelinde de tesadüfler yer almamaktadır. Kişisel ve kurumsal ilişkileri güçlendirme, sorunları tespit etme, sorunların üstesinden gelme ve inşaatı devam ettirme gerek sizin gerekse benim işimin ayrılmaz bir parçasıdır.
Dokuz aydan fazla süredir buradayım. Bu süre içerisinde, diyebilirim ki, üst düzey yetkililerimiz geçen bir-iki yıl içinde görüştüklerinden daha fazla temasta bulundular. Bunların içinde Sayın Başkan Bush ile Sayın Başbakan Erdoğan, dışişleri, savunma, enerji, tarım ve ticaret bakanlarımız, ulusal güvenlik danışmanımız, üst düzey asker ve istihbarat yetkilileri, parlamenterlerimiz gibi pekçok yetkili vardır. Başbakan Erdoğan’ın Başkan Bush ile iki hafta içinde görüşecek olması da önemli bir adım olacaktır.
Bakan Rice ve Dış İşleri Bakanı Gül bu birlikteliği, Temmuz ayında duyurdukları Ortak Görüş ve Yapısal Diyalog adıyla anılan belge ile imzalayıp ilerletmişlerdir. Bu belge pek çok spekülasyona neden olmuştur. Şimdi sizlere kendi yorumumu sunacağım. Bu belge yeni bir anlaşma değildir. Bu belge ülkelerimizi gerçekten yeni bir koşulla birbirine bağlamaz. Ülkelerimiz zaten birbirinin müttefiki. Devletlerimiz, pek çok konuda daha çok ve daha etkili bir biçimde birlikte hareket etmeye karar verdiler. Bunu gerçekleştirmek için istişarelerimizi yapılandırmaya ve düzenlemeye karar verdik.
İş adamları olarak belki hepiniz takdir edersiniz ki, devlet işlerinin en zoru, işleri bitirmektir. (Bürokratik ataletin sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne özgü bir şey olmadığından eminim.) Bu Ortak Görüş belgesi, yararlı işler yapmak için benim, Washington’daki Büyükelçi Şensoy’un ve ülkelerimizin liderlerinin kullanabileceği ve kullanmakta olduğu bir araçtır.
Bunu, Türkiye’nin acil güvenlik sorununu oluşturan PKK olayında çok net bir şekilde görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye PKK terörü ile olan mücadelesinde yardımcı olmasından gurur duyduğumu defalarca belirtmişimdir. Bu yardıma, Türk silahlı kuvvetlerinin PKK terörist tehdidine karşı mücadelesinde yardımcı olan istihbarat paylaşımımız, PKK liderlerinin tutuklanması, yargılanması ve/veya Türkiye’ye gönderilmesinde yaptığımız 1990’ların sonlarına dayanan işbirliğimiz ve Avrupa’da bulunan PKK suç örgütlerinin ve fon kaynaklarının kapatılması çabaları dahildir.
Bunlar iyi şeyler. Ancak yeterli değiller.
Bu yıl PKK şiddetindeki inanılmaz artış, hiçbir devletin hoşgörüyle karşılayamayacağı ya da karşılamaması gereken boyuttadır. Ortak Görüş’ümüzün yeni ve daha etkin bir yaklaşıma gereksinim duyduğuna karar verdik. PKK ile mücadele için bir ABD Özel Temsilcisi tayin edildi, General Joseph Ralston ise geçen hafta Türkiye ve Irak’a ilk ziyaretini gerçekleştirdi.
Kendisinin de belirttiği gibi, General Ralston’ın görevi, PKK’ya karşı etkili olacak bir dizi önlemi mümkün olduğunca çabuk geliştirmek için Türkiye ve Irak’la birlikte çalışmaktır. Bazı adımları Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisi atması gerekmektedir, bazı adımların ise her iki ülke tarafından, bazılarının da Irak’taki yetkililer tarafından atılması gerekmektedir. İlk hedefimiz, PKK terörünü yenmesinde müttefik Türkiye’ye daha kesin ve daha açık bir şekilde yardım etmek, ikincisi ise Kuzey Irak’ın PKK’nın terörist saldırılarını tasarlayıp bu ülkenin üstünde uyguladığı bir üs olmasını engellemektir..
Irak hükümeti dün PKK hakkında bir bildiri yayınladı. Bu bildiride, Irak hükümetinin PKK’nın Irak’taki varlığını sona erdirmeye, oradaki bürolarını kapatmaya ve terörist eylemlerini önlemeye karar verdiği söylenmektedir. Bu bildiri fazla büyütülmemelidir; Iraklı yetkililer bir sonuç almak ya da sonuç alma konusunda yardım almak zorundalar; yine de bu, ileriye atılmış küçük ama olumlu bir adımdır. Bunun arkası gelecektir.
Kimileri bir PKK “koordinatörü”nün ne anlama geldiğine dair spekülasyonlarda bulundular. Bu bizim özellikle kullandığımız bir sözcük değil; ancak misyonunu tarif edeceğim. Ülkemin liderleri PKK sorununun çok önemli olduğu ve Türkiye’nin onunla olan mücadelesini destekleyecek daha etkili önlemler almamız gerektiği konusunda hemfikirler. General Ralston’ın işi, bunların gerçekleşmesi için gerekli olan hükümetimizin önlemlerini bir araya getirmek.
Kimileri de PKK ile mücadele temsilcimizin aslında gerçek bir PKK temsilcisi olduğunu söylüyor. İki kelimelik bir cevabım var: Doğru değil. General Ralston bundan daha kesin konuşamazdı. Kendisi teröristlerle pazarlık etmeyeceğini söyledi.
General Ralston, Türk halkına Amerika Birleşik Devletleri’nin PKK’nın terörist saldırılarına karşı onların yanında olduğunu bir kez daha kanıtlayacak olan apaçık önlemlere duyulan ihtiyaç konusunda da son derece kesindi. O ve ben bir an evvel harekete geçmekte kararlıyız. Teröre karşı mücadele zordur. Sabırla, zahmetle, etkili ve yeterli bir biçimde ve acilen alınan önlemler sayesinde durum daha iyiye gidebilir ve gidecektir. Bu bizim Türkiye’ye verdiğimiz sözdür.
PKK elbette Türkiye ya da ABD-Türkiye ilişkilerinin karşı karşıya kaldığı tek konu değildir. Daha önemli bir konu olan Irak meselesi vardır. Türkiye’nin Irak’a yardım etmek için yaptığı siyasi, ekonomik ve ahlaki anlamdaki olumlu katkılarını takdir ediyoruz. Irak’ın geleceği hâlâ karmakarışık ve belirsizdir. Orada birliğin bozulması ve demokrasinin hayata geçememesi dünya ve Türkiye için kötü olacaktır. Iraklılar kendi yollarında ilerlerken, Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye’nin birlikte çalışmaya devam etmeleri güçlü ve bölünmemiş bir Irak’ın oluşmasına katkıda bulunacaktır. Önümüzdeki günlerde BM Genel Kurulu’nun kıyısında köşesinde yapılacak olan görüşmeler, bu sona varmamızda yardımcı olacaklardır.
İran’ı Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nda verdiği taahhütlere bağlı kalmaya ikna etmek için de birlikte çalışıyoruz. Ortak Görüş belgemizde bu sorunun üstesinden geleceğimize dair söz verdik; çünkü bana kalırsa devletler nükleer silahların yayılmasının tehlikeli olduğu konusunda hemfikirler. Sürekli olarak birbirimize danışmaktayız. Türkiye, dünyanın İran’ın nükleer programları konusundaki endişelerine çözüm getirmek için yapılan diplomatik çabaların çok önemli bir parçasıdır.
Orta Doğu konusunda birtakım anlayış ve yaklaşım farklılıklarımızın olduğunu kabul edebiliriz sanırım. Pek çok Türk’ün, hatta sadece Türklerin değil öteki insanların da bu yaz televizyonda gördükleri Gazze ve Lübnan’daki şiddet olayları karşısında tiksinip öfkelendiklerini biliyorum. Amerikalılar da aynı şekilde, Hizbullah’ın gelişigüzel roket saldırılarından zarar gören İsrail’deki siviller de dahil bütün tarafların maruz kaldıkları şiddet ve çektikleri acı karşısında hem tiksinmişler, hem de öfkelenmişlerdir.
Düşmanlıkların sona ermesiyle ve her iki ülkemizin de 1701. BM Güvenlik Konseyi Kararı’nın başarıya ulaşmasını istemesiyle hepimiz yeniden mutlu olduk. Bu nedenle, devletinizin UNIFIL’i desteklemek için aldığı askeri güçleri konuşlandırma kararının yanı sıra bu ülkenin cömert insanlarının Lübnan halkına yardım etmesini destekliyoruz. Tıpkı Afganistan, Bosna ve Kosova’daki Türk barış gücü gibi, onlar da barış ve istikrarın sağlanmasında önemli bir etken olacaklardır. Ayrıca, Dış İşleri Bakanı Gül’ün Lübnanlıların yardımına yetişmek ve İsrail’le de iyi komşu ilişkileri canlandırmak için attığı adımları da takdir ediyorum. Başbakan Erdoğan’ın İstanbul’da Türk-Yahudi topluluğuyla görüşmesi ise, kritik bir zamanda Yahudi karşıtlığına verilmiş güzel bir cevap, hoşgörüye yapılmış bir çağrıydı.
Stratejik Görüş belgemiz de ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelere katılmasında ortak çıkarlarımızın olduğunu tekrar doğrulamaktadır. Bu durum, on yıllar boyunca ABD politikası olmuştur.
Elbette önünüzde pek çok zorluk var. Birçok AB üye devletlerindeki kamuoyu, hali hazırda Türkiye’nin üyeliğini desteklememektedir. Reformlar ve özellikle Türkiye AB mevzuatını ve diğer politikalarını benimserse gerekecek olan değişikliklerin uygulanması ile ilgili sorunlar çözümlenemeden kalmıştır. Bu sorunların arasında, konuşma özgürlüğü, din özgürlüğü ve eşitlik gibi bizim de oldukça yakından ilgilendiğimiz unsurlar vardır. Burada kimileri bu çabanın uğraşmaya değip değmeyeceğinden ya da bu ülke ne yaparsa yapsın bu çabaların başarıya ulaşıp ulaşmayacağından şüphe ediyor. Türkiye ve Türk halkı, hiç şüphesiz, kendi geleceklerini ve değişim hızlarını kendileri belirlemelidir. Türkiye’nin ve AB ülkelerinin bu duruma demokratik süreç ile yaklaşmaları iyi fakat zordur. Biz, laik, demokratik ve dinamik bir Türkiye yaratacak olan başarılı bir katılım süreci yoluyla, bütün Avrupa’da istikrarın, özgürlüğün ve refahın yayılacağına inanıyoruz.
Gerek AB bağlamında, gerekse genel olarak Kıbrıs konusu da hassas bir sorundur. Üç alanda çalışmak önemlidir. Birincisi, Kıbrıs sorunlarının katılım sürecine henüz başlamışken engelleyecek kadar önemli bir engel teşkil etmemesini sağlamak. Ortalıkta bazı fikirler uçuşuyor; biz de bu fikirlerin gelecek vaat ettiğini düşünüyoruz. İkincisi ise, adanın her iki tarafından çoğunluğun kabul edeceği makul bir anlaşma üzerinde, Kıbrıs’ı tekrar birleştirecek iki ulusal topluluktan oluşan, iki taraflı bir federasyonu ortaya çıkaracak bir BM müzakere sürecini yeniden başlatmaktır. Üçüncüsü ise, adanın her iki tarafındaki insanları etkileyecek uygulanabilir, daha az politik, adanın bu iki halkına ait sorunları ele almaktır. BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Gambari, daha kapsamlı bir BM müzakere sürecini bir an evvel başlatmak için gündemdeki son konularla ilgili teknik görüşmeler yapmaya çalışmakla doğru yolda ilerlemektedir.
Bu bir iş adamları grubu olduğu için, bu konuşmayı ABD-Türkiye ticareti ve yatırımı hakkında üç dobra söz söyleyerek bitirmeme izin verin: Kesinlikle çok küçük.
Buradaki Amerikalı yatırımcıların sayıları yeterli; ancak yatırımcılarımız olmaları gerektiği gibi aktif değiller. Burada var olan fırsatlar konusunda Amerikalı yatırımcıları eğitmek, endişe ve sorunları etkili bir şekilde iletmek için Türk yetkililerine, burada bulunan sizlere ve bana çok iş düşüyor.
ABD ihracatçıları bazı bölgelerde yükselişte. Boeing uçak şirketi ise gerçek bir başarı öyküsü; ancak üreticiler bazı sektörlerde engellerle karşılaşıyorlar. Bu sorunların üstesinden gelmeliyiz, özellikle de bu sorunlar Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü veya diğer çok taraflı ticaret taahhütleriyle çelişen politikaları yansıttıkları zaman.
Türk ihracatçıları ABD piyasalarında başarılı oldular, ancak onlar da sahip oldukları potansiyellerini tam olarak yansıtamıyorlar. Dış ticaret bakanlığının ABD piyasasını bölüp önemli alanları hedef alması iyi bir yaklaşım; Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri ile olan dinamik küçük ve orta ölçekli işlerini daha iyi bağlamak için bizim elçiliğimiz de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve ABD Ticaret Odası ile birlikte çalışmaktadır. Türk yatırımı ise geri kalmaktadır. Deneyimler, ticaretin yatırımı izlediğini göstermektedir. Türk iş adamlarının ABD piyasalarına girmesi Türkiye’nin gelişmiş iş dünyasının atması gereken bir adımdır, ben de bunu elimden geldiğince kolaylaştırmakta kararlıyım.
Sonuç olarak, Türkiye’ye inandığımı söylememe izin verin. Ben Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri için olan önemine ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye için olan önemine inanıyorum. Türkiye’de Türkiye’yi ve ABD-Türkiye ilişkilerini kuşatan pek çok sorunun ve güçlüğün olduğunu hepimiz biliyoruz. Halkların istediği geleceği getirmek için, liderlerimiz çalışmak, sorunlarla uğraşmak, birbirlerine yardım etmek, tavsiyelerde bulunmak ve sonuçlar elde etmek zorundalar. Biz de Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyaretine bu şekilde yaklaşacağız.
Burada bulunan herkese desteği için teşekkür ederim. Türkiye adına ve hem dünya hem bu bölgenin daha refah ve daha huzurlu olması için yaptıklarınızdan dolayı sizlere teşekkür ederim.