BÜYÜKELÇİ ROSS WILSON
Washington Dış Basın Merkezi’nin Büyükelçi Ross Wilson İle Yaptığı Bilgi Toplantısı
KONU: “ABD – Türkiye İlişkilerindeki Yeni Gelişmeler”
Washington Dış Basın Merkezi, Washington, DC
3 Ekim Salı, 2006, 8:30 (Doğu Standart Saatine Göre)
MODERATÖR: Sayın Büyükelçi Wilson’a bugün bize katıldığı için çok teşekkür ederim. Kendisi öncelikle, hali hazırdaki ABD – Türkiye ilişkileri hakkındaki görüşünü belirten birkaç söz söyleyecek, daha sonra sorularınızı cevaplandırmaktan mutluluk duyacaktır. Saat 9:15’te bu odayı terk etmemiz gerekiyor. Sayın Büyükelçi, teşekkürler.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Peki, teşekkür ederim. Herkese günaydın. Sabahın bu erken saatinde buraya geldiğiniz için hepinizi takdir ediyorum. Bilgi toplantımıza dün gerçekleşen bir görüşmeyi özetleyerek başlayacağım. Sonra bu konu hakkında ve ABD – Türkiye ilişkileriyle ilgili diğer sorularınızı da cevaplandıracağım.
Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan’ın da belirttiği gibi dünkü toplantı çok iyi geçti. Son derece sıcak, son derece samimi bir toplantı oldu, yaklaşık 1 saat 40 dakika sürdü ancak bu süre ayrılan zamanı ciddi bir şekilde aştı. Bu durumun, Başkan Bush’un görüşmeye devam edip bu iki ülkenin liderlerini ilgilendiren konuları etraflıca konuşmak ve gerçekten de çözmek isteğini yansıttığını düşünüyorum.
Terör ve teröre karşı açtığımız ortak mücadele, görüşmenin ana konularından biriydi. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin teröre karşı mücadelesindeki çabalarından, Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesinde başarılı olmaya verdiği önemden bahsetti. Başbakanın, çalışmalarımızı arttırmak, ABD’nin çalışmalarının PKK’ya karşı daha etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak için General Ralston’ın görevlendirilmesini de memnuniyet ve takdirle karşıladığını düşünüyorum.
Aynı şekilde Başkan Bush da General Ralston’ın göreviyle yakından ilgilendiğini, bu görevin önemli olduğunu ve sonuca ulaşmasının da büyük önem taşıdığına inandığını söyledi. Her iki liderin de, PKK ile özel olarak mücadele etme ve teröre karşı mücadelemize daha geniş ölçüde işbirliği yaparak devam etmenin önemli olduğu konusunda aynı görüşte olduklarını açık bir şekilde yansıttıklarını düşünüyorum.
Irak meselesi görüşmenin büyük bir kısmını oluşturdu. Başkan Bush, Irak’ın başarılı olmasını sağlamak konusundaki güçlü teminatını bir kez daha yineledi. Bu amaca doğru giderken ve başarının gerçekleşmesi için, Türkiye’nin bizimle ve Irak’la birlikte çalışmasını takdir ettiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin çalışmalarından, Irak’taki insan kaybı da dahil olmak üzere Türkiye’nin verdiği kayıplardan, Kerkük’ten ve Başkan Bush’un da kabul ettiği Kerkük meselesinin hassasiyetinden bahsetti. Her iki liderin de, Irak’taki mutlak yöneticiler Kerkük’le ilgilenip Kerkük konusunda ve daha başka pek çok konuda ne yapacaklarına karar verirken, bu yöneticilere görüşlerimizi bildirmek için iki ülkenin birlikte çalışması gerektiği konusunda hemfikir olduklarını düşünüyorum.
Aynı şekilde İran da görüşmenin geniş yer kaplayan konularındandı. Başbakan Erdoğan, İran’ın nükleer silah yapmasından ve nükleer zenginliğini arttırma çalışmalarından büyük endişe duyduklarını söyledi, ayrıca İran’a Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile tam bir iş birliği içine girme, nükleer gücü ve nükleer enerji geliştirme çalışmaları konusunda bütünüyle şeffaf olma, ayrıca sözde Perm 5+1 tarafından geçen yaz sunulan teklifi kabul etme çağrısında bulunduğunu belirtti.
Başbakan ayrıca, Türkiye’nin; 1) Türkiye’nin İran’la iletişimini sürdürmesinin önemi, 2) Türkiye’nin İran’la arasındaki bu iletişim kanalını muhafaza edeceğine 3) böylece İran’ın önerilen ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşmanın hükümleriyle uyuşan teklifleri kabul etmesinin Türkiye’nin çıkarları için de yararlı olacağına dair mesajları bu kanaldan göndermeye çalışmalarına devam edeceğine açık bir şekilde inandığını belirtti. Başkan Bush da kendi adına ABD’nin endişelerini özetleyip Türkiye’nin çabalarını takdir ettiğini ifade ederek çalışmalarının devam etmesini çok istediğini belirtti.
Orta Doğu’yla ilgili olarak, İsrail, Filistin, Orta Doğu barış süreci ve Suriye ile bağlantılı konular aynı şekilde uzun bir süre görüşüldü. Başkan Bush, komşu olan iki demokratik devlet arasında, barışçıl bir çözüme varılması için hem Filistin Başbakanı Abbas’ın hem de Başbakan Olmert’in desteklenmesinin önemini vurguladı. Başbakan da benzer görüşler belirterek, Orta Doğu’da barışın ve demokrasinin sağlanması yararına, Türkiye’nin Başbakan Olmert, Ebu Mazen ve Haniyah’a yardımcı olabileceğini, Türkiye’nin Başkan Bush’un değindiği çalışmalara devam edeceğini söyledi.
Suriye ile ilgili olarak, her iki liderin de ülkelerinin Lübnan Hükümeti Başbakanı Siniora’yı desteklemesi, Suriye’nin destek konusunda ikna edilmesi ve Lübnan’daki demokrasi ve istikrarın gelişmesi açısından engel teşkil etmemesi için ABD ve Türkiye’nin ellerinden geleni yapmaları gerektiği konusunda görüş birliğine vardıklarını düşünüyorum.
Avrupa ile ilgili olarak, Başbakan Erdoğan, Başkan Bush’un sorusu üzerine Avrupa Birliği ile ilişkilerinin ne durumda olduğundan söz etti. Başkan Bush, Türkiye’nin AB’ye girme çabalarına güçlü destek verdiğini ifade edip ABD’nin Türkiye’ye bu konuda mümkün olduğunca yardımcı olmak istediğini ve olacağını belirtti. Başbakan Erdoğan, hepinizin de bildiği son gelişmeleri tekrar dile getirerek Başkan Bush’a desteği dolayısıyla teşekkür etti ayrıca ABD’nin devam edecek yardımını da takdir ettiğini belirtti. Görüşmede Kıbrıs konusuna da basitçe değinildi; Başbakan tekrar son gelişmelerin bir özetini yapıp Türkiye’nin Birleşik Devletler’in bu konudaki yardımını da sürdüreceğini umut ettiğini belirtti. Başkan Bush ise ABD’nin yardımlarının süreceğini açıkladı.
Görüşmenin sonlarına doğru Darfur’a dair 10-15 dakikalık bir konuşma geçti. Her iki liderin de Darfur meselesi hakkında derin bir üzüntü duyduklarını düşünüyorum. Başbakan Erdoğan Oval Ofis’e girmeden biraz önce, Başkan Bush Andrew Natsios ile görüşmekteydi. Andrew Natsios’un ünvanının ne olduğunu tam olarak bilmiyorum; ama kendisi Başkan Bush’un yeni Sudan Darfur sefiri. Başkan Bush da Darfur meselesi hakkında düşünüyordu. Her iki lider de izlenimlerini paylaştılar; bu yılın başlarında Darfur’da bulunmuş olan Başbakan izlenimlerini anlatırken, Türkiye’nin buraya yardım gönderme çalışmalarından bahsetti. Başkan Bush, dünyanın Darfur’da olanlarla yeterince ilgilenmemesinden, ayrıca bu durumu düzeltmek için etkili bir şekilde çalışmamasından şikayet etti. Başkan Bush ayrıca Türkiye’nin Darfur için yaptıklarını ve Başbakan Erdoğan’ın bu bölgeye gösterdiği duyarlılığı takdir ettiğini belirtti.
Görüşmede başka konular da ele alınmış olabilir; ancak bu söylediklerimin en önemli konular oldukları kanısındayım. Oldukça iyi bir görüşmeydi. Bu görüşmenin, iki lider arasındaki diyaloğun gelişmesinde, yeniden kurulmasında ve güçlenmesinde önemli ölçüde yararlı olduğunu düşünüyorum. İki lider en son 8 Haziran 2005 tarihinde görüşmüşlerdi. Daha sonra araya giren bu 14 - 15 aylık süre boyunca en az üç kez telefon görüşmesi yaptı. Buna yazın bir iki kez yaptıkları görüşmeler de dahildir. Bu görüşmenin bize yardımcı olacağı kanısındayım. Bu görüşmenin başka pek çok sonucu var; ancak özetimde bunlara değinmedim. Önümüzdeki aylarda bu sonuçlar üzerinde çalışabilir, böylece her iki tarafı da ilgilendiren konularda ilerleme kaydedebiliriz.
Artık sorularınızı alabilirim.
SORU: Sizce (duyulmuyor) Bize daha fazla soru getireceğinizi söylediğiniz için, size biraz daha kapsamlı bir soru sormak istiyorum. Ayrıca biliyorsunuz, dün Başkan Bush’un Türkiye’yi AB üyelik arayışında önemli ölçüde desteklediğini söylemesi son derece yüreklendiriciydi. Bildiğiniz gibi, Türkiye’de özellikle Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın yaptığı bazı konuşmalardan sonra bu ziyarete gölge düştü.
Öncelikle size üç soru sormak istiyorum. Sorularım gayet kısa. Bu üç soruyu bir büyük sorunun içinde toplayacağım. İlk sorum şu: ABD, Türkiye’de radikal İslamcıların devlet kurumlarına sızarak yönetimi ele geçirme şanslarının olduğuna inanıyor mu? İkincisi: Sizce Büyükanıt’ın konuşması, askerlerin geleneksel Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma rollerinin doğal bir ifadesi mi? Yoksa bu, asker-sivil dengesi konusunda (duyulmuyor) sorunlar yaratabilecek bir tür haddini aşma mı? Bildiğiniz gibi, kendisi sizin AB mevkiidaşlığınızı eleştirdi (duyulmuyor)… doğrudan Büyükanıt ve konuşması... ABD’nin (Türkiye’yi) AB konusunda desteklediği çok fazla vurgulandı, bu durumun (Türkiye ile) AB ilişkisinde sorun teşkil edeceğini düşünüyor musunuz? Son bir soru: Washington’ın Orgeneral Büyükanıt’ı davet ettiği yolunda söylentiler var. Bildiğim kadarıyla böyle bir davet yapıldı. Kabul edip etmeyeceğini bilmiyorum. Ayrıca Büyükanıt gelirse Başkan Yardımcısı Cheney ile görüştürülecekmiş. Bu durum nasıl yorumlanmalıdır?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Pekâlâ.
SORU: Özür dilerim. Ben çok soru (duyulmuyor), ama sadece bir konuda. Özür dilerim. (Gülmeler.)
BÜYÜKELÇİ WILSON: Siz birçok konuya değindiniz, ben de mümkün olduğunca bunları cevaplandırmaya çalışacağım. Sorularınız arasında Türkiye’nin iç politikasına münhasır meselelerle bağlantısı olan konular var. Ben de şimdi, burada, bu sabah bu konulardan bahsetmek istediğimden emin değilim. Bunun nedenlerinin arasında Orgeneral Büyükanıt’ın ya da Cumhurbaşkanı Sezer’in ondan bir-iki gün önce yaptığı açıklamaları okumamış olmam da var.
Ben Türkiye’nin güçlü, istikrarlı, güvenli ve laik bir demokrasi ülkesi olduğunu düşünüyordum. Türkiye’nin yer aldığı bölgede bu özellikler kolay bulunan şeyler değil. Türkiye ile olan ilişkimizin, ittifakımızın ve Türkiye’nin gelişmesine, Avrupa’nın barış ve güvenliğine ve elbette daha geniş anlamda küresel barış ve güvenliğe ilişkin bölgesel sorunlar karşısındaki dayanışmamızın merkezinde bunlar vardır. Fakat Büyükelçi olarak, Türkiye’nin iç politikasında ve medyasında belli oranda bir kakafoni varmış gibi geliyor bana. Ufukta Türkiye’nin güçlü, güvenli, istikrarlı, laik demokrasisi için kaygılanmayı gerektirecek hiçbir şey görmüyorum.
Bir şey daha söyleyeceğim; ama Büyükelçi (duyulmuyor)’nin konuşması ve verilen tepkilerin ayrıntısına daha fazla girmeyeceğim. Biz, dünyanın her yerinde demokrasiye büyük önem veriyoruz. Demokratik kuruluşlara ve seçmenlerin önlerindeki demokratik kurumların hesap verebilirliğine, dolayısıyla da hükümetin seçmenlerine hesap verebilmesine de büyük önem veriyoruz. Türkiye’nin gerek siyasi, gerek güvenlik kurumlarının ve elbette oy ile seçilen her kurumunun seçmenler karşısında hesap verebilir olmasının, aramızdaki ilişki açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Genel olarak konuşmak gerekirse, Türkiye’nin demokratik kuruluşlarını güçlendirmek, siyasi süreci başlatmak, siyasi süreçte tartışılması amacıyla daha önce gündeme fazla yansıtılmamış konuları açmak için siyasi reformda yaptığı çalışmaları Birleşik Devletler güçlü bir şekilde desteklemiştir. Bunlar yapılması gereken şeyler. Genel olarak bunlar, Avrupa Birliği’nin gerçekleşmesi için çalıştığı şeyler, biz de bu çabaları destekliyoruz.
Orgeneral Büyükanıt’a gelince, burada doğrudan söyleyebileceğim tek şeyin, Orgeneral Büyükanıt’ın bir gün Birleşik Devletler’e davet edilmesini ummak olduğu kanısındayım. Bu olağan bir şey. Bizim ordumuz, Türkiye’nin ve diğer birçok ülkenin ordusu, bizim mevkiidaş ziyareti dediğimiz, iki farklı ülkede aynı mevkiye sahip yetkililer tarafından yapılan ziyaretlere çok büyük önem vermektedir. Mart ayının sonunda General Pace Türkiye’deydi. General Özkök ile yaptığı görüşme mükemmeldi. Siz de takdir edersiniz ki, müttefiklerin bu tür ziyaretlerin sürmesini istemesi son derece doğaldır. Bir davetin ne zaman yapılacağı, aynı şekilde bir ziyaretin ne zaman gerçekleştirileceği, başka yetkililerin uygun bir zamanda bildirmesi gereken şeylerdir. Ama bu ziyaretin gerçekleşmesini bekliyorum; böyle bir ziyaret de ittifakımızın doğasına uyuyor.
SORU: Ama Büyükanıt’ın buraya gelip Başkan Yardımcısı’nı ziyaret etmesi olağan mı?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Gündemde olan ya da her iki taraftan beklenen başka bir görüşme olup olmadığını bilmiyorum.
SORU: (Duyulmuyor) konusuyla ilgili takip (duyulmuyor). PKK’nın ortadan kaldırılması konusunda bize biraz daha bilgi verebilir misiniz? Bu konuda nasıl bir iş birliği yapılmasına karar verildi?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Size bu konuda daha fazla bilgi veremem. General Ralston’ın bir-iki hafta önce buradayken bu konuda bazı şeyler söylediği kanısındayım. Söyledikleri oldukça genel şeylerdi; ancak yine de bunların dışında daha fazla bir şey söyleyebileceğimi sanmıyorum. General Ralston’ın önümüzdeki haftalarda bölgeye hemen geri dönmesini bekliyorum, böylece General Baser ve yeni atanan Iraklı mevkiidaşı ile bazı konuları daha ayrıntılı bir şekilde tartışabilirler. Bu durum, başka pek çok şeyin yanı sıra, General Ralston’ın birkaç hafta önce Türkiye’de yaptığı görüşmelerin devamı olacaktır. Politika belirleyenler arasında gerçekleştirilen müteakip görüşmelerde bildiğiniz gibi, ilerisi için kesin olarak ne yapabileceğimiz konusunda somut bir şekilde konuşabileceğimiz konular görüşüldü.
PKK ile ilgili olarak etkili ve gözle görülür önlemlerin alınacağını bekliyorum. General Ralston zaten bunların olması için orada bulunuyor. Ama bu önlemlerin ne olacağı konusunda tahmin yürütemem.
SORU: Benim sorum da bu konuyla ilgili.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Buyurun.
SORU: Beyaz Saray basın sözcüsü Tony Snow, dün iki liderin Irak’taki PKK kamplarını kapatmaktan söz ettiklerini açıkladı. Yeni bir şey yok mu?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Yanılmıyorsam iki liderden biri, PKK bürolarını kapatmaktan söz edip sizin pek aşina olmadığınız bazı belirsizlikleri dile getirdi. Bu belirsizlikler kapatılan büroların gerçekten kapanıp kapanmadıkları ya da başka bir yerde farklı bir adla, kapılarının üstünde başka bir tabelayla açılıp açılmadıklarıyla ilgilidir. Ama yanılmıyorsam konuşmalar bu yöndeydi. Bildiğiniz gibi bu durum, kurumumuzun bütün çalışanlarıyla birlikte üzerinde çalıştığımız ve çalışmayı sürdüreceğimiz pekçok konudan biri. Böylece kapanması gereken bir büronun kapalı kalmasından ve herkesin olup bitenler hakkında aynı fikirde olmasından emin olabileceğiz.
SORU: Teşekkürler. (Duyulmuyor)’dan (duyulmuyor). Günaydın Sayın Büyükelçi. Türk tarafı kendini Başkan Bush’un PKK hakkında bir şey söylemesine hazırlamıştı.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Söyledi.
SORU: Peki Başkan’ın konuşmasının başında “PKK” sözcüğünü kullanmamasının özel bir nedeni var mı?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Hayır… Bence bunun özel bir nedeni yok. Daha önce de belirttiğim gibi, PKK’nın kendisi, Türkiye’nin verdiği zararları ve Başkan Bush’un bunların farkında oluşuyla ilgili oldukça uzun süren bir görüşme oldu. Başkan Bush, Haziran sonunda ve Temmuz başında Başbakan Erdoğan ile bu konuyu telefonda görüştüğünü belirtip ABD’yle Türkiye’nin bu konuyla baş etmek için birlikte işbirliği içinde, etkili ve somut bir şekilde çalışmalarına değin isteğini ve kararlılığını açıkladı. Başkan Bush’un “PKK” sözcüğünü daha kısa haliyle söylememesinde ise önemli bir şey görmüyorum.
SORU: (Duyulmuyor) Hürriyet. Sayın Büyükelçi, asıl soruya geri dönelim. Türkiye Cumhurbaşkanı ile üst düzey generaller, Türkiye’de sorun teşkil edecek bir tehdidinin olduğunu söylüyorlar; peki siz, yani temsil ettiğiniz kurum böyle bir tehdidin olduğunu düşünüyor mu?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Size ilk verdiğim cevabı tekrar vereceğim. Ben Türkiye’nin siyasi liderleriyle bu ülkedeki olayların ne durumda olduğuna dair tartışmaya girmek istemiyorum. Biz güçlü, istikrarlı, güvenli demokratik Türkiye’ye büyük önem veriyoruz. Türkiye’nin güçlü, istikrarlı, güvenli bir demokrasi ülkesi olduğuna inanıyoruz. Orada Büyükelçi olarak gördüğüm her şey ve Büyükelçiliğimin gördüğü her şey, bana Türkiye’nin nerede olduğunu ve nereye götürüldüğünü söylüyor.
SORU:Teşekkürler. Konuyu değiştirip İran’a geçebilir miyim? Nick Burns dün The Washington Times’ın muhabirlerine ve editörlerine İran’a verilen sürenin dolmak üzere olduğunu, bu sürenin Ekim ayının ilk haftasında biteceğini söyledi. Bu hafta sonu Ekim ayının ilk haftası. Siz, kendinizin de Türkiye’nin Başbakanı ile İran hakkında uzun uzun konuştuğunuzu söylemiştiniz. Şimdi bana konuştuğunuz konuların başlıklarını verebilir misiniz? Mesela, herhangi bir yaptırım talebi var mıydı ya da yaptırımlar uygulanmaya başladığında Türkiye, ticaretinin darbe almasından endişeleniyor mu? Bize bu konuda bilgi verebilir misiniz? Teşekkürler.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Ee… Bu konuda ne diyebilirim. Daha önce söylediklerimden yola çıkarak konuşayım. Başbakan, Türkiye’nin uluslararası çabaya, uluslararası topluluğun, gidişatını değiştirmesi için İran’ı diplomatik yollarla ikna etme çabalarına büyük önem verdiklerini söyledi. Başbakan öncelikle, bir NATO ve Birleşmiş Milletler üyesi olarak Türkiye’nin sorumluluklarına dikkat çekti, geçtiğimiz son bir-iki ay içinde birkaç kez Türk liderlerinin yaptırımlara bağlı kaldıklarını ve BM Güvenlik Konseyi neye karar verirse o karara uyacaklarını açıkladı.
Bundan sonra bir görüşme daha oldu. Başkan Bush, Başbakan Erdoğan’ın Ahmedi Necad hakkındaki izlenimleri ile ilgilendi; Ahmedi Necad’ın ne istediği, nereye gittiği gibi konularda sorular sordu. Başbakan Erdoğan, Ahmedi Necad ile kendisinin son bir yıl içerisinde uluslararası toplantılarda yaptıkları çeşitli görüşmelere dayanan izlenimlerinin bazılarını paylaştı.
Daha önce de belirttiğim gibi, Başbakan, Türkiye’nin, İran ve İranlılarla olan iletişim kanalını koparmamasının önemli olduğuna inandığını, ayrıca Avrupalılar ile diğerlerinin gönderdiği mesajları bir kez daha ileteceğini ve bütün bunların İran’ı, gidişatını değiştirmeye ikna edeceğini umduğunu söyledi. Sanırım ayrıntıya girebileceğim kadar girdim.
SORU: Başbakan Erdoğan’ın Başkan Ahmedi Necad hakkındaki izlenimleri nelerdir?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bu konuda daha fazla konuşup ayrıntıya girmek istemiyorum. Kusura bakmayın.
SORU: Sayın Büyükelçi, Türkiye’nin güçlü, istikrarlı, güvenli ve demokratik bir statüye sahip olduğunu, her şeyin size bunu işaret ettiğini söylediniz. Bu sözlerinizi günlük dile çevirirsek, sizin Türkiye’de öncelikle hiçbir radikal (İslam) tehlikesi görmediğinizi, bu durumun ordunun bu konudaki eleştirilerinin sizi endişelendirmediğini ve her şeyi olağan siyasi faaliyet zinciri içinde gördüğünüzü çıkarırız. Doğru mu?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Daha önce de söylediğim gibi, Türk siyasetinde ve Türk toplumunda her zaman belli miktarda biraz kakafoni vardır; bunun da çok sayıda nedeni var; bu nedenleri belki siz de en az benim kadar biliyorsunuzdur.
Duyulan ve görülen bu siyasi gürültü, içinde ordu mensuplarının da aralarında bulunduğu bir dizi şahsiyetin katıldığı siyasi faaliyetler dikkatimi çekmeye devam ediyor. Aynı şekilde, Türkiye’nin geleceğinin 21. yüz yılda ne durumda, nerede olacağı, Avrupa, komşuları ve Birleşik Devletler ile olan ilişkilerinin nasıl olacağı gibi Türkiye’nin çözüm aradığı karmaşık sorunlarını etkili bir biçimde ele alan Türk kurumlarının gücü ve esnekliği de gözümden kaçmıyor.
Bu konuda daha fazla konuşmayacağım.
SORU: Bu soru başka bir soruyla ilgili. Bu soru başka bir soruyla ilgili. Peki JSF’yi (duyulmuyor) görüştünüz mü? Hiç sözü geçti mi?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Hayır, Başkan Bush ile yapılan görüşmede Joint Strike Fighter’ların sözü hiç geçmedi.
SORU: Sayın Büyükelçi, Avrupa, Türkiye’de ordunun siyasetteki rolünü açık bir şekilde kınıyor. Bildiğim kadarıyla, Birleşik Devletler bu konuda yorum yapmıyor. Neden? Avrupa’nın tepkisinin aşırı olduğunu gördüğünüz için mi, yoksa Birleşik Devletler bu konuda çok fazla konuşmak istemiyor mu? (Gülmeler)
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bu soruyu çok defa yanıtladığımı düşünüyorum; ama bir kez daha deneyeceğim. Türkiye’nin, ülkede işleri yöneten seçmenlere hesap verebilen ve onlara karşı sorumlu olan demokratik kurumlara sahip demokratik bir ülke olmasına büyük önem veriyoruz.
SORU: (Duyulmuyor.) Siz Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olma girişimini destekliyorsunuz; ama bildiğiniz gibi (duyulmuyor) Orgeneral Büyükanıt (duyulmuyor) (duyulmuyor) eleştirdi. Büyükelçi (duyulmuyor) sizin meslektaşınız, ayrıca kendisi Türkiye’deki en önemli diplomatlardan biri, peki Orgeneral’in eleştirisi doğru mu, Orgeneral’in bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Demek istediğim, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde, ya da (duyulmuyor) demokrasinin yenilenmesinde veya (duyulmuyor) onların ne kadar etkisi olacak? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bu soru durmadan sorulduğu için, bu konuda söyleyecek fazla bir şeyim yok. Orgeneral Büyükanıt’ın konuşmalarını okumadım. Sadece söylediklerinin kısa bir özetini duydum. Bu konuda daha fazla yorum yapamam.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Yanlış olur --
SORU: Türkiye’de bir diplomat olarak sizi eleştirecektir. Sizin tepkiniz ne olacak?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bu konuda tahmin yürütmeyeceğim. ABD’nin Türk demokrasisini algılayışıyla Avrupa Birliği’nin algılayışı arasında derin bir uçurum var demek yanlış olur. Buna büyük önem veriyoruz. Bu bizim Türkiye ile olan ilişkimizin temel taşı, bu yüzden gerek hükümet gerekse güvenlik kuvvetleriyle birlikte çalışıyoruz. Orgeneral Büyükanıt Birleşik Devletler’in bir dostudur. Onunla da birlikte çalışacağız. Nasıl Orgeneral Özkök ile çalışmışsak, Büyükanıt’ın selefiyle de birlikte çalışacağız.
SORU: Büyükelçi (duyulmuyor) geri (duyulmuyor). Görüşmede enerji güvenliğinden bahsedildi mi?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Enerji açık açık ya da doğrudan görüşülmedi. Sanırım, Türkiye’nin ekonomik başarılarından, birkaç yıl önce ekonomik krizden çıkmasından, bu yılın başlarında küçük çaplı bir ekonomik krizi atlatmasından söz edilirken, enerjiye de üstü kapalı olarak değinildi diyebilirsiniz. Yani “enerji” sözcüğü bu konuşmanın bir yerinde geçmiştir; ancak sizin kastettiğiniz anlamda kullanılmamıştır.
SORU: Teşekkür ederim. Başkan Bush, Irak’ta istikrarın ve güvenliğin sağlanmasını yürekten istiyor.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Pardon, anlamadım?
SORU: Başkan Bush, Irak’ta istikrarın ve güvenliğin sağlanmasını yürekten istiyor. Türk Başbakanı ile görüştükleri zaman, aralarında buna yönelik diyaloglar geçmedi mi? Başkan Bush, Türkiye’nin özellikle Irak’taki sünnilerle olan ilişkisi söz konusu olduğunda, Türk tarafının Irak’ta istikrarı ve güveni sağlamak için ne yapabileceğini söylemesini istemedi mi
BÜYÜKELÇİ WILSON: Sanırım bu soruyu cevaplamanın en iyi yolu genel bir cevap vermek. Dün gerçekleşen bütün görüşmelerde Başkan Bush, Başbakan Erdoğan’ın bakış açısını öğrenmek ve gerek kendisinin gerekse iki ülkenin birlikte nasıl hareket edeceği konusunda danışmak, konu Irak olsun, İran olsun, Orta Doğu olsun, ne olursa olsun, genel anlamda Başbakan’ın fikrini almak istedi.
Bu bağlamda diyebiliriz ki, evet, Başkan Bush, Başbakan Erdoğan’ın ileriye dönük düşüncelerini bilmek istedi. Kerkük meselesinin böyle bir ruh hali içinde görüşüldüğünü düşünüyorum. Oldukça istişari bir görüşmeydi, her iki lider de, dünyanın karmaşık bir bölgesi ile ilgili ileriye dönük ortak vizyonlarını genel anlamda konuşarak paylaştı.
SORU: (Duyulmuyor) Radyo. Başkan Bush, ABD’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini vurguladı. Geçmişte de bu tür şeyler söylenmiş ve her seferinde de Avrupa’da hem ABD’ye hem de Türkiye’ye karşı olumsuz duygular beslenmişti. Türkiye’yi desteklediğinizi bu kadar açık ifade etmenin bu mesele için hala yararlı olduğuna neden inanıyorsunuz?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bizim Avrupa Birliği sürecinde oyumuz yok. Başkan Bush görüşmede buna değinmişti, öteki Amerikan liderleri de bu gözlemde bulunmuşlardı. Oradaki masada oturmuyoruz. O masada özel olarak yer istediğimizi de sanmıyorum. Birleşik Devletler yıllardır Türkiye’nin Avrupa kurumlarına girmesini destekliyor. ABD, yıllar boyunca Türkiye’nin katılma sürecini başlatma çabalarını desteklemiştir. Açık konuşmak gerekirse, eğer biz Türkiye’yi desteklediğimizi tekrarlamasaydık, insanlar bunu fark edeceklerdi. Ah, Birleşik Devletler Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme çabalarını artık desteklemiyor. Bilakis, destekliyoruz. Ancak bu, aslında Türkiye ile Avrupa’daki müttefiklerimizin AB-Türkiye müzakereleri bağlamında birlikte çalışmak zorunda oldukları bir konudur. Gerek Türkiye’ye, gerekse Avrupalı dost ve müttefiklerimize yardımcı olmak isteriz.
SORU: Bu konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Sayın Büyükelçi, (durumu takip eden) çok sayıda gözlemci, Kıbrıs’ta (duyulmuyor) AB-Türkiye müzakerelerinde ve tam üyelik müzakerelerinde bir felakete yol açabileceği konusunda endişeleniyorlar. Siz bunun olmasından endişeleniyor musunuz? Ayrıca ABD böyle bir sonucun ortaya çıkmaması için ne yapacak?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Doğrusu Kıbrıs sorununun çok farklı yönleri var. Biz, bu sorunların çözülmesi gerektiğini ve en sonunda Birleşmiş Milletler bağlamında çözülmesi gereken sorunların genel bir uzlaşmanın bir parçası olacağını düşündük, hala da düşünüyoruz. Kıbrıs sorunu, özellikle de daha işlerin yeni başladığı sürecin bu evresinde Türkiye’nin AB’ye katılma çalışmalarını gereksiz yere engellememeli, tıkamamalıdır.
Dolayısıyla biz, Avrupalılar ve başkaları ile birlikte, aslında son çözüm meseleleri olan bu sorunların, Türkiye’nin AB katılım sürecini fazla etkilememesi için yollar aramak ve yaratmak için fikir alışverişinde bulunduk. Geçen son birkaç hafta boyunca bu fikirlerle ilgili çok sayıda şey söylendi. Ayrıca, Kıbrıs sorununun Türkiye-AB bağlamında çözümlenmesi yolundaki çabaları destekliyoruz. Bu çabalar, üyelik müzakerelerinin ilerlemesini sağlamalı ve BM bağlamında halledilmesi gereken son çözüm meselelerini aşırı bir şekilde etkilememelidir.
SORU: Sayın Büyükelçi, yanlış anladıysam düzeltin; ancak anladığım kadarıyla Başkan Bush dünkü görüşmede, Başbakan Erdoğan’dan Türkiye’de çıkan Amerikan karşıtı duygunun ardında yatan nedenlerin neler olduğunu öğrenmek istemiş. Yine anladığım kadarıyla, Başbakan PKK dolayısıyla ve şu ana kadar Kuzey Irak’ta PKK ile daha radikal yöntemlerle baş edemediği için (duyulmuyor). Bu açıklama Başkan Bush ile ABD Hükümetini tatmin etti mi, yoksa bunun dışında başka nedenlerin de olduğunu düşünüyor musunuz?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Sanırım sorunuzu yanıtlamanın en iyi yolu görüşmeden bahsetmek. Türkiye’deki Amerikan karşıtlığı konusunda kısa bir konuşma geçti. Ancak sizin biraz önce tarif ettiğinizden daha karmaşıktı. Başbakan Erdoğan’ın, kendisine, Amerikan karşıtlığından kim bahsetti diye soran Başkan Bush’a ilginç ancak yararlı bir resim sunduğunu düşünüyorum. Bu neden mesele oluyor? Nereden geliyor? Buna sebep olan nedir? Bu da son derece iyi bir görüşmeydi, ayrıca ilerleme kaydetmeye çalışırken bize ve Başkan Bush’a da yararlı olduğunu düşünüyorum.
SORU: Bu bağlamda söylediğiniz şey mi yararlı olacak?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Elbette.
SORU: Siz PKK söz konusu olduğunda ateşkes kelimesinden hoşlanmıyorsunuz; çünkü ateşkes eşit varlıklar arasında olur, peki bunun dışında PKK’nın ateşkesinden memnun musunuz? Böylece şiddette azalma görüldü.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Evet, sanırım General Ralston bir hafta önce bundan bahsetmişti. Onun söylediğinin dışında bir şey söylemek istemiyorum.
SORU: O sırada bir ateşkes söz konusu bile değildi. Şimdi ise bu ateşkesle ilgili görüşmeler yapılıyor.
BÜYÜKELÇİ WILSON: Bu konuda bir görüşme yapıldı. Hatta bunun bir fikir alışverişi görüşmesi olduğunu düşünüyorum. “Kes” kelimesi dünyanın en berbat kelimesi değildir. Hatta başka pek çok alternatiften daha iyi olduğunu düşünüyorum.
Gerçekten ziyade göstermelik olan PKK “ateşkeslerinin” uzun bir geçmişi vardır. General Ralston’ın da kesin bir biçimde ifade ettiği gibi, bizim istediğimiz ateşkes değil. Biz PKK’nın silahlarını bırakıp eylemlerinden vazgeçmesini, işleyişinin durmasını istiyoruz. İşte amacımız budur.
Tanımından da anlaşılacağı gibi, ateşkes geçicidir ve en azından, yani bazı yönlerden iki taraf arasında olan bir şeydir. Bizim istediğimiz şey bu değil. Biz silahların bir daha alınmamak üzere bırakılmasını, şiddet içeren terör eylemlerinin, cinayet zorbalığının ve Türkiye’ye, Avrupa’ya, Irak’a zarar veren başka pek çok eylemin de ebediyen durmasını istiyoruz.
SORU: Teşekkür ederim. Hemen iki soru soracağım. Birincisi, sizce PKK Türkiye’nin bölgesel bütünlüğünü tehdit edecek kadar güçlü mü? İkincisi, sizce Türkiye bir sınır ötesi operasyonu yapacak mı?
BÜYÜKELÇİ WILSON: İlk sorunuz için cevabım hayır. İkinci sorunuz ise aslında Türk yetkililerine sormanız gereken bir soru. Bizim çalışma nedenimiz, General Ralston’ın General Baser ile birlikte çalışmasının ve Iraklı mevkiidaşı ile de yakında çalışacak olmasının nedeni PKK sorununu çözmektir. General Ralston, açık bir şekilde bütün seçenekleri değerlendireceklerini söylemiştir. Ancak yapmaya çalıştığımız şeyin özünde, Birleşik Devletler ve Türkiye, belki Birleşik Devletler ve Irak veya Birleşik Devletler, Türkiye ve Irak olarak PKK sorunu çözmek için adım atabileceğimiz, etkili ve gözle görülür yollar bulmak vardır.
SORU: Teşekkürler.
SORU: Sayın Büyükelçi, Türkiye bir örnek ya da bir model olarak Geniş Orta Doğu projesinde nasıl yer alabilir? ABD’nin bu projeden beklentileri nelerdir?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Kesin olarak söyleyebileceğim tek bir şey var, o da, Başbakan Erdoğan’ın dün bizzat kendisinin ve Türkiye’nin özellikle Darfur olmak üzere Orta Doğu’da, Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da demokrasiye ayrıca piyasaya dayalı ekonominin gelişmesine destek verdiğini bir kez daha yinelemesidir.
Benim görüşüm ise Türkiye’nin özellikle bölgedeki ve Müslüman nüfusun fazla olduğu başka ülkelerde bir örnek teşkil ettiğidir. Daha ayrıntılı cevap vermek gerekirse, Türkiye çok sayıda faydalı görüşmelere ve birazdan sayacağım özelliklerin Türkiye’dekinden daha nadir görüldüğü ülkelerde sivil toplumu, demokratik kuruluşları, piyasa ekonomisinin gelişmesini güçlendirmek için GODKA girişimde yer alan çeşitli ülkeler arasındaki başka projelere ev sahipliği yapmıştır.
MODERATÖR: Evet son soru, Ali.
SORU: Sayın Büyükelçi, size Türkiye’nin iç politikası hakkında bu kadar çok soru sorduğum için beni bağışlayın. Size bu kez daha kolay bir soru soracağım. Sizin için Fransız ordusunu eleştirmek Türk ordusunu eleştirmekten daha kolay olsa gerek. (Gülmeler).
Sorum, Başkan Chirac’ın Ermeni soykırımının Türkiye’nin tam üyeliği için bir ön koşul olmasını söyleyen yorumuyla ilgili. Sizin tepkiniz nedir?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Öncelikle şunu belirteyim, Başbakan Chirac’ın ne dediğini bilmiyorum. Biz bu konu hakkındaki görüşümüzü açık bir şekilde belirttik. Her yıl hemen hemen 24 Nisan Ermenileri Anma Günü’nde genel sorun ile ilgili olarak bizim görüşümüz ve inancımız şudur: Türkiye ile Ermenistan’ın ve Türk halkı ile Ermeni halkının barışmasının önemli olduğuna ayrıca bu karmaşık sorunun çözülmesi için politikacılara değil, tarihçilere ihtiyaç olduğu yönündedir. Bu sorunu ise Türkiye ile AB birlikte çözeceklerdir. Bizim görüşümüz yeterince açıktır umarım.
MODERATÖR: Adrienne için son bir soru; çünkü o --
SORU: Evet. Lütfen sorunuzu hemen (duyulmuyor). Cumhuriyetçi parti’de bölünme yaşandığı için ABD’de gelişen iç olaylardan bahsettiler mi, özellikle de Başbakan bu konuda bir şey söyledi mi?
BÜYÜKELÇİ WILSON: Başbakan’ın bu konu hakkında bir şey söylediğini sanmıyorum.
MODERATÖR: Hepinize teşekkür ederim.